1563 / Ulaşım & mühendislik

Don Volga nehirleri arasında kanal açma girişimi: Sokullu Mehmet Paşa’nın hayali

Sokullu Mehmet Paşa’nın iki nehri birleştirme düşüncesi.

Kitapta 13914813 dk. okuma
1563

Ulaşım & mühendislik

DON VOLGA NEHİRLERİ ARASINDA KANAL AÇMA GİRİŞİMİ

Don Volga nehirleri arasında

kanal açma girişimi

Sokullu Mehmet Paşa’nın hayali

Don-Volga Kanalı Volga Nehri ile Don Nehri’ni birbirlerine en yakın oldukları konumda mümkün olan en kısa mesafe ile bağlayan kanaldır. Şu andaki yolun toplam uzunluğu 101 kilometre olup 45 kilometrelik kısmı çaylar ve suni gölleri içermektedir. 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa, 17. yüzyılda Rusya İmparatoru Petro inşaat girişimlerinde bulunmuşlar fakat başaramamışlardı. Sovyetler Birliği döneminde inşasına tekrar başlanmış, ancak II. Dünya Savaşı yılları sırasında çalışmalar durmuştur. 1948’de tekrar başlayan çalışmalar sonucunda tamamlanmış ve 1 Haziran 1952’de kullanıma açılmıştır.1

Altınordu Devleti’nin çöküşüyle Doğu Avrupa’da hâkim bir devletin yerine, Kırım, Kazan Hanlıkları, Litvanya, Moskova Büyük Knezlik-

leri gibi birbirine rakip muhtelif siyasi kuvvetler meydana çıkmıştı. Bu küçük devletler arasında kurulan yeni siyasi dengenin 16. yüzyıl ortalarına doğru Moskova lehine bozulması ve Moskof Çarlığının Hazar Denizi’ne, Kafkaslara ve nihayet Karadeniz’e doğru sarkması üzerinedir ki, Osmanlı Devleti ilk defa kuzeyde bir Rus tehlikesiyle karşılaştı. İşte Astrahan seferi, güneye doğru yayılmak isteyen Moskof İmparatorluğu ile Karadeniz kuzeyindeki bozkırları Türk İslâm hâkimiyetine almaya çalışan Osmanlı Devleti arasında ilk ihtilâf olması dolayısıyla büyük bir anlam taşır.

IV. İvan 1547 yılı başında Moskofl arın ilk Çarı olarak taç giymişti. Artık Moskova kendini, yıkılan Bizans’ın yerine “Üçüncü Roma” sayıyordu. Osmanlı Devletinin, ancak Avusturya ile barış

1 wikipedia.org adresi içinde kisa.link/OROk (1 Mart 2021 tarihinde erişildi).

1563

Resim 1 Volga-Don Kanalı hatırasına bastırılan bir

posta pulu

Resim 2 Sivastopol Kuşatması

(Kaymakam Seyit Bey’in resmi, Deniz

Müzesi)

Resim 3 Nicolas Sanson’un 1658 yılında Paris’te basılan haritasında tamamlanmamış şekilde

gösterilen Don-Volga

Kanalı

DON VOLGA NEHİRLERİ ARASINDA KANAL AÇMA GİRİŞİMİ

imzalanınca (1562) kuzeyde harekete geçmek için bir karar verdiği ve bazı plânlar hazırladığı görülüyor. Kırım Hanına, ilkbaharda Astrahan’a bir ordu gönderileceği, Don-Volga arasında bir kanal açılacağı, kendisinin de bu sefer için hazırlanması lâzım geldiği bildirildi.

Fakat Kırım Hanı, İstanbul’dan sadece Moskoflara karşı kendi ordusunu takviye edecek yardımcı kuvvetler bekliyordu. Bu fetih kararı onu şaşırttı. Osmanlı hâkimiyetinin Kefe ve Azak’ta olduğu gibi Don-Volga havzasında da yerleşmesi bizzat Hanlığı bir Osmanlı eyaleti durumuna düşürebilirdi. Devlet Giray, Moskova’ya adam göndererek Padişah’ın bu kararını bildirdi ve Çar’a kendi isteklerini kabul ettirmek için bu tehditten istifade etmeğe çalıştı. Bu müzakerelerden anlıyoruz ki, Don ile Volga arasında bir kanal

açma fikri daha bu zamanda gündeme gelmiştir. Buna göre Osmanlılar Don ve Volga nehirleri üzerinde karşılıklı iki kale yapacaklar ve bunun arasında bir kanal açarak iki nehri birleştireceklerdi. Astrahan civarında üçüncü bir kale yapılarak bu

bölge de Padişahın hâkimiyeti altına alınacaktı.

Osmanlı Padişahı yalnız Rusların Karadeniz ve Kafkaslar üzerinde teşkil ettiği siyasi tehlikeyi önlemek için değil, Kuzeyde ve Orta-Asya’daki Müslümanlar arasında “Halife” sıfatıyla haiz olduğu dinî nüfuzu korumak için de harekete geçmeğe mecburdu. İslamiyet’in en büyük hükümdarı ve hamisi sayılmakta idi. Onu, İslamiyet’in hamisi yapan en mühim sıfatı, Mekke ve Medine’nin hadimi, hac yollarının koruyucusu olması idi. Hâlbuki bu esnada, Orta Asya Müslümanlarına hac veya ticaret için Osmanlı ülke-

lerine geçmek hemen hemen imkânsız bir hale gelmişti.

Hacılar kadar tüccarların menfaati de söz konusu idi. Volga havzası asırlardan beri Harezm’e (Hive) yalnız siyasi değil, kültür ve ticaret bakımındanda sıkı sıkıya bağlıydı. Astrahan düştükten sonra Harezm Hanı ister istemez Çar’a elçi ve hediyeler göndermiş ve Harezmli tüccarlar ticaret imtiyazı istemek için Moskova’ya gelmeye başlamışlardı.

Hint Okyanusu’nda hac ve ticaret yolları için Portekizlilerle savaşan Osmanlı Devleti, kuzeyde eskiden kıtalar arası büyük ticaret yollarından biri olduğunu bildiğimiz Orta Asya-Astrahan-Kırım yolunu kendi hesabına canlandırmayı şüphesiz arzu ederdi. Devlet, nihayet meseleyi ciddiyetle ele almağa karar verdi. II. Süleyman’ın

ölümü ve tecrübesiz II. Selim’in tahta çıkışı ile baş gösteren kargaşalıklar yatışmış, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, işleri her zamankinden daha kuvvetli bir otorite ile ellerine almıştı.

Sokullu Mehmet Paşa Sultan II. Selim zama-

nında devletin idaresini tek başına üstlendiği zaman iki önemli teşebbüste bulunmak istedi: Hazar Denizi’ni Karadeniz’e birleştirmek, Süveyş kanalını açmak. Sokullu’nun bu iki büyük teşebbüse önem vermesi Osmanlıların küresel siyaseti açısından çok önemliydi. Hazar Denizi’nin Karadeniz ile birleşmesi İran ve Türkistan ile ulaşımı temin edecekti. Bu suretle İran seferleri için Don ve Volga nehirleri vasıtasıyla erzak ve cephane nakli kolaylaşacak, diğer yönden Türkistan ile Osmanlı Devleti arasında ulaşım temin edilecekti. Özellikle Astrahan (Ejderhan)

civarının Osmanlı nüfuzu altında bulunması bu havalideki Müslümanların hac vazifelerini yapmalarını temin edecekti. Astrahan ve Kazan o zamana kadar Nogay egemenliği altında idi. Şimdi Moskof çarı Müthiş İvan’ın eline geçmişti. Astrahan İslam memleketlerinden sayılırdı. Geçmişte yaşayan Müslüman halkının, camilerinin, cemaat ve medreselerinin izleri açıktı. Bu büyük İslam beldesinin Moskof istilasına duçar olması Asya’da saltanat süren Müslüman hanların da teessürlerine sebep oluyordu. Fakat hanların kuvvet ve kudretleri Moskoflara kati bir darbe vuracak derecede değildi. Bütün Türk ve İslam âleminin hamisi bütün Asya ve Avrupa’nın en kudretli ve asker milleti Osmanlı Türkleri idi. Bu sebepten Semerkant, Buhara ve Harezm hanları bu havalideki Müslümanların ve bilhassa

Astrahan’ın kurtarılmasını Osmanlılardan rica ediyorlar, Sultan II. Selim’in himayesine, Sokullu’nun dirayetine iltica ediyorlardı.

Müslüman hükümdarların bu teşebbüsleri Sokullu’nun siyasi düşüncelerine de uygundu.

Bu vesile ile Astrahan taraflarına bir sefer yapmak, gönderilen askerlerin koruması altında Hazar Denizi ile Karadeniz kanalını açmak da mümkün olabilecekti.2

1568 yılı başlarında Astrahan seferi meselesi Divan’da önemle görüşüldü. Kuzey’e bir sefer düşüncesi, Osmanlı hükümetini çoktan beri meşgul ediyordu. Daha Sokullu’dan önce Semiz Ali Paşa’nın Sadrazamlığı esnasında, 1563 te, Don-Volga arasında bir kanal açılması ve bu nehirler üzerinde kaleler yapılması düşünülmüş, fakat sonra ertelenmişti. Bu meselede dev-

let adamları arasında görüş farkları vardı. Savaş tarafarı, enerjik bir devlet adamı sayılan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa bu fikri kuvvetle benimseyerek gerçekleştirmeye azmetmişti. Fakat II. Selim ile beraber gelen yeni nedimler Sokullu’nun mutlak otoritesini yıpratmak için her fırsattan istifadeye çalışıyorlardı. Onlar, bu seferin hayalî bir teşebbüs olduğunu, boş yere devleti bir sürü masraf ve zarara sokacağını ileri sürerek engel olmağa çalıştılar. Fakat kuzey memleketlerindeki durumu yakından bilen kimselerin verdiği bilgilere dayanan Sokullu, herkese karşı düşüncesinde ısrar etti ve Padişah’ı da kendi fikrine ikna etti.3

Sokullu, o tarafların durumuna, Don ve Volga nehirleri arasındaki mesafeye dair ehlinden bilgi aldı. Fakat bununla yetinmeyerek kendisine

bağlı İkinci Deferdar Çerkez Kasım Bey’i Kefe sancağına tayin etti. Don ve Volga nehirleri arasındaki mesafeye belirlemek için bir heyet yolladı. İki nehir arasını ölçtürdü. İki nehrin arasının deniz mili ile altı mil geldiği tespit edildi. Bu zor

iş gerçekleşirse askerlerimiz İran seferlerinde de zahire kıtlığı çekmezler. Şiran, Karabağ, Gürcistan’ın yardımına gidilebilirdi.4

Sokullu’nun Astrahan seferine göndereceği sefer kuvveti üç bin yeniçeri ve yirmi bin sipahiden oluşuyordu. Silistre, Niğbolu, Köstendil, Amasya, Canik beyleri ve Çorum alaybeyi sefere iştirak edecekti. Sipahiler nal ve mıhlarını beraber götürecekler, zahirelerini eksiksiz yanlarında bulundurmaya dikkat edeceklerdi. Sokullu’nun gönderdiği bu kuvvete o havalide otuz bin kadar da Nogay Tatarları katıldı.5

2 Ahmet Refik, “Bahr-i Hazar-Karadeniz Kanalı ve Ejderhan Seferi”, Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası, 8/43, (1333). 3 Halil İnalcık, “Osmanlı Rus Rekabetinin Menşei ve Don Volga Kanalı Teşebbüsü 1569”. Belleten, XII/46, (1948): 349-402. 4-5 Ahmet Refik, “Hazar-Karadeniz Kanalı”.

DON VOLGA NEHİRLERİ ARASINDA KANAL AÇMA GİRİŞİMİ

Geniş bir plan halinde tasarlanan bu seferden devlet birçok büyük siyasi faydalar bekliyordu. Her şeyden önce Azerbaycan ve İran’a yapılacak seferler için kolay bir yol açmak söz konusu idi. Don-Volga nehirlerinin birbirine en çok yaklaştığı yerde bir kanal açılırsa, Karadeniz’den Hazar Denizi’ne gemilerle doğrudan doğruya erzak ve mühimmat sevk olunarak Şark seferleri kolaylaşacak, Şirvan, Karabağ ve bütün Gürcistan’ın itaati sağlanacak, Devlet, İran’ın en iç bölgelerine sarkmak imkanını bulacaktı. Bunun yanında Astrahan’ın Moskofların elinden kurtarılması, Okyanusa kadar fetihler yapılması, Rus ve Çerkez memleketlerine akınlarda bulunulması da düşünülüyordu.

Anlaşıldığına göre seferin planı; evvela Don-Volga arasında kanal açmak, gemileri

Volga’ya geçirmek ve Volga yoluyla orduyu ve bilhassa topları Astrahan üzerine sevk etmek, oradan Hazar Denizi’ne çıkmaktı. Şüphesiz iki nehir arasında bir kanal açmak ve Astrahan’ı almak suretiyle bu yoldan İran seferleri için

faydalanmak düşüncesi mühim rol oynuyordu. Çünkü o zaman devlet için en büyük bir mesele, Gürcistan, Azerbaycan, Şirvan üzerinde İran’la olan rekabet idi.

Kefe’ye donanma ile büyük kuşatma topları, çapa, kürek, külünk gibi pek çok kazı âletleri gönderildi. Ayrıca kazı işleri için oralar halkından çok miktarda ücretli amele çıkarıldı. Moldavya ve Eflak’tan da birçok asker ve amele gönderildi. Aynı zamanda Çerkez kabilelerine ve beylerine Padişah tarafından ayrı ayrı fermanlar gönderilerek kuvvetleri ile Kasım Pa-

şa’nın komutası altına girmeleri emir olundu.

Diğer tarafan Han, susuzluk, soğuk, kıtlık gibi güçlüklerden, Çar’ın Astrahan’a büyük bir kuvvet gönderdiğinden ve sayılan bu nedenlerle bu seferin müspet bir netice vermeyeceğinden bahsederek Padişah’ı bundan vaz geçirmeğe çalışıyor ve bu kuvvetlerin kendisi ile birlikte doğrudan doğruya Moskof ülkesi üzerine gönderilmesiyle daha mühim bir netice alınacağını söylüyordu. Şayet ille de gitmek lazım geliyorsa, seferi ilkbaharda erkenden yapmak ve Astrahan’ı almak lazım geldiğini, bu şehir alınamaz ise karşısına, eski şehrin yerine bir kale yapılarak Rusları daimi surette baskı altında tutmak gerektiğini bildiriyordu.

Bütün kış hummalı hazırlıklarla geçtikten sonra ilkbaharda donanma, Osmanlı ordusunu

Kefe sahillerine çıkardı. Burada Kırım Hanı ordusuyla gelip bunlara katıldı. Kefe’den hep birlikte harekete geçildi. Toplar 500 kişilik bir kuvvetin himayesi altında gemilerle Azak’tan Don Nehri’ni takip ederek çıkıyordu. Askerin erzak

ve mühimmatı Azak’ta depo edilmiş ve 40 günlük erzaklarını almalarına müsaade olunmuştu. Osmanlı ordusu büyük bir ihtiyatla ilerliyordu. Ordu beş hafalık bir yürüyüşten sonra bütün kuvvetleri, amele grupları ve her türlü alet ve edevatıyla evvelce tespit olunan Perevolok mevkiine geldi. Derhal kanalın kazılmasına başlandı (1569 Ağustos başları). Osmanlılar burada üç ay kadar devamlı bir şekilde çalışarak kanalın üçte birini kazdılar.6 Ancak çalışma alanında tahmin edilenden daha fazla güçlüklerle karşılaşıldığı söylenir. İki nehir arasında kanal açılması

6 Halil İnalcık, “Osmanlı Rus Rekabeti”.

düşünülen arazi son derece engebeliydi. Ayrıca Osmanlı hükümetinin emrine rağmen Rus entrikalarına kanan Kırım Hanı da hiçbir yardımda bulunmuyordu.7

Kanalın kazılması yavaş gidiyordu. Mevsim ilerlediği, günler kısalmağa ve kuzeyin müthiş soğukları kendini hissettirmeye başladığı halde, kanalın ancak üçte biri kazılabilmişti. Kasım Paşa, Astrahan üzerine gitmek için topların ve mühimmatın yüklü bulunduğu gemileri, vaktiyle Fatih Sultan Mehmed’in yaptığı gibi, karada kızaklarla yürütmek ve Volga’ya geçirmek istedi. Han, geri dönülmesini tavsiye ediyor, Tatar askerleri bu sahalarda kışın barınılamayacağını orduda yayıyorlardı. Aynı zamanda Astrahan Tatarlarından elçiler gelerek Kasım Paşa’yı, gemileri Volga’ya geçirmekten ve kanal teşebbü-

sünden vazgeçirdiler ve süratle Astrahan üzerine yürümeğe ikna ettiler. Eylül ortalarında Kasım Paşa, ordusuyla Astrahan’a yaklaştı. Ruslar, Astrahan’ı aldıktan sonra eski Müslüman şehrini bırakarak 12 kilometre kadar güneyde bir ada

üzerinde yeni bir kale yapmışlardı. Kasım Paşa, iyi silahlı muhafız askerleriyle takviye olunmuş bu müstahkem kaleye saldırıya cesaret edemedi. Fakat o gelince, kaledeki Müslümanlar çoluk çocukları ve silahlarıyla karşılayıp sevinçle Osmanlı ordusuna katıldılar; kurbanlar kestiler ve Osmanlı askerini kaleye taarruza teşvik ettiler. Kasım Paşa, topların geride kalmış olması ve kışın gelmesi sebebiyle, kaleyi kuşatmaya kalkışmadı.

Kasım Paşa, eski Astrahan şehrinin harabeleri üzerinde bir kale yaparak kışı burada

geçirmeyi ve baharda kaleye taarruz etmeyi düşünüyordu. Kırım kuvvetleri kışlamak üzere memleketlerine döneceklerdi. Komutanın bu kararını öğrenen orduda genel bir galeyan başladı. Paşa’nın huzuruna çıkıp şöyle dediler; “Burada kışlayamayız, açlıktan ölürüz. Padişahımız üç yıllık erzak vesaire verdi. Fakat siz onları hep Azak’ta bıraktırdınız ve bize kırk günlük yiyecek aldırdınız. Astrahanlılar bizi doyuramazlar”. Yeniçeriler de isyan halinde idiler. Onlar da “Biz Kırım Hanı ile beraber döneceğiz; sen Padişah’ı aldattın, senin yüzünden Padişahımız Devlet Giray’ı dinlemedi. Hâlbuki Han’ın Padişah’a yazdıkları ve sana bizim yanımızda söyledikleri hep doğru çıktı” diyorlardı.

Yurtlarına dönmeye hazırlanan Kırımlıların kışın şiddeti hakkında söyledikleri askeri büsbü-

tün korkutuyordu. Diğer tarafan Moskof Çarının Astrahan’a bir imdat ordusu sevk ettiği, İran Şahının Ruslarla İttifak yaptığı haberleri geldi. Nogayların gizlice Ruslarla anlaştıkları şayiaları da dolaşıyordu. Kısaca, ordunun direnci tama-

mıyla kırılmış, bozgun baş göstermişti. Ordu dağılmağa ve takım takım göç etmeğe başladı. Sonunda Kasım Paşa da, odundan yaptırmış olduğu müstahkem ordugâhını yakarak geri çekilmeye karar verdi (20 Eylül 1569). Ordunun nakline imkân olmayan ağırlıkları çukurlar kazılarak gömüldü. Kasım Paşa, Astrahan’dan 60 kilometre kadar uzaklaşmıştı ki, İstanbul’dan Padişah’ın bir fermanını aldı. Bunda Padişah, Astrahan önünde kışlamasını emrediyor, ilkbaharda kendisine yardım olarak, kuvvetli bir ordu gönderileceğini ve Moskofları meşgul etmek için

7 Mehmet Saray, “Astarhan Hanlığı”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA).

DON VOLGA NEHİRLERİ ARASINDA KANAL AÇMA GİRİŞİMİ

Kırım Hanı ile damadının (Piyale Paşa) Rusya üzerine yürüyeceğini bildiriyordu. Sokullu, Moskova ile bir savaşa da gitse bu teşebbüsten muhakkak olumlu bir netice almağa azmetmiş görünmektedir. Fakat bozguna uğramış ordu geri çekilmeye devam etti. Kuzey Kafkasya’nın çorak bozkırlarında Azak’a kadar bir ay süren bu çekilme çok zahmetli oldu. Bu çorak ve susuz çöllerde askerin yarısının telef olduğu söylenir. Şüphesiz bahara Azak’tan yeni bir sefer düşünülüyordu. Fakat ordu döner dönmez, 1569 Ekiminde, Azak’taki depoların büyük bir yangında yanması bütün ümitleri suya düşürdü.

Bu kadar masraf ve gayretlerle girişilen Astrahan seferi böylece tam bir hezimetle neticelenmişti. Devleti, gerçek anlamda küresel bir güç haline getirmek için Hint Okyanusu’nda, Hazar

kuzeyinde dünyanın büyük ticarî ve stratejik yollarında Osmanlı hâkimiyetini kurmak isteyen büyük devlet adamı Sokullu’nun bu teşebbüsü, kişisel çıkarlar, küçük menfaatler uğruna engellenmeye çalışılmıştı. Padişah, bu teşebbüsün bütün sorumluluğunu Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa üzerine yükledi, onu vezirler huzurunda “Bütün masraflar ve zayiat hesap edilip sana ödetilmek lâzımdır” diye azarladı. Bu sonuç, dışarda yabancı devletler tarafından da bir hezimet olarak telâkki edildi.8

Sokullu Mehmet Paşa bu başarısızlık üzerine yine vaz geçmedi. Hazar Denizi ile Karadeniz’i birleştirmek teşebbüsünün akametini Süveyş Kanalı’nın açılması ile telafi etmek istedi. Fakat buna da ahval ve vaziyet ve bilhassa Sultan II. Selim’in düşünceleri müsaade etmedi. Padişah Ve-

8 Halil İnalcık, “Osmanlı Rus Rekabeti”.

Resim 4 Don Nehri’nin Azak Denizi’ne kavuştuğu

noktadan Volga Nehri’ne doğru kıvrılan

kısmını gösteren harita

(BOA.HRT.h, 78/2)

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

nedik’e karşı hazırlıklarda bulunuyor, Kıbrıs’ın fethi için emirler veriyordu. Sokullu’nun bu iki teşebbüsü de başarılı olamamıştı.9

Doğu Avrupa’nın göbeğinde, bu bölgenin başlıca yolları olan büyük ırmakların başında daha yeni kurulmakta olan bu yeni imparatorluğun geleceği, bu sırada gücünün en yüksek noktasında olan Osmanlı Devletinin vuracağı darbe ile belli olacaktı. Bu Doğu-Avrupa tarihinin hakikaten bir dönüm noktası idi. Müthiş İvan, durumun bütün nezaketini kavramak inceliğini gösterdi. Her ne pahasına olursa olsun İstanbul ile uzlaşma yolunu aradı. Dört yıl önce tahta çıkan II. Selim’in tahta çıkışını tebrik bahanesiyle elçisini acele İstanbul’a gönderdi (1570 baharı). Elçinin vazifesi Padişahı Çar’ın iyi niyetlerine inandırmak ve barışı sağlamaktı.

1678’de Sadrazam Kara Mustafa Paşa büyük bir ordu ile Ukrayna’yı istila etli. Çarlık ordularına karşı çok kanlı savaşlardan sonra Çehrin’i alarak tahrip etti. Bu, Osmanlıların Moskofl arla ilk gerçek savaşıdır. Fakat Dinyeper Kazakları

şimdi Moskova’ya bağlanmışlar ve Çarlık bütün Karadeniz kuzey kıyılarını tehdit altına almıştı. Ruslar, Karadeniz’de Osmanlılara karşı doğrudan doğruya saldırıya ancak 1695’de cesaret edebildiler. Bu tarihte Osmanlı Devleti birleşen bütün eski rakiplerinin genel bir saldırısı altındaydı ve büsbütün çökme tehlikesi karşısında bulunuyordu. Bu tarihten sonra başlayan üçüncü safhada, artık doğrudan doğruya Çarların, Kafkasya, Karadeniz ve Balkanlar üzerinde Osmanlı Devletine karşı giriştikleri istila savaşlarını görüyoruz.10

9 Ahmet Refi k, “Hazar-Karadeniz Kanalı”. 10 Halil İnalcık, “Osmanlı Rus Rekabeti”.

Astrahan’ın feth olunabilmesi için neler gerektiğine dair Tatar Hanının düşüncelerinin sorulması

Türkistanlı hacı ve tâcirlerin emniyetli bir şekilde yolculuk yapabilmeleri için Ejderhan’ın fethi hususunda Harezm Hanı Hacı Mehmed Han’ın mektup gönderdiğinden bahisle Kazan ve Ejderhan’ın Nogay elinde iken neden düşman eline geçtiği, içinde ve etrafında Tatar mirzalarından kimler kaldığı ve Ejderhan’ın fetholunması için ne gibi tedarik ve hazırlığın yapılması lâzım geldiğini araştırıp bilgi vermesine dair Tatar hanına yazılan nâme-i hümâyun.

30 Aralık 1568

DON VOLGA NEHİRLERİ ARASINDA KANAL AÇMA GİRİŞİMİ

Tatar Hânına Mektup

Semerkant ve Buhara tarafl arından, hususen Harezm Hanı Hacı Mehmed Han’dan mektup gelip içeriğinde

Ejderhan feth olunursa o tarafl ardan Beytullahı tavaf ve Peygamberimizin türbesini ziyaret etmeye niyet eden hacıların ve sair tüccarın huzur ve güvenli bir şekilde gelip gitmeleri sağlanmış olacağı hususu bildirilmiştir.

Şimdi Kazan ve Ejderhan önceleri Nogay elinde iken halen kafi r eline geçmesi neden olmuştur? İçinde ve etrafına kalan Tatar beylerinden kimler

vardır? Ne zaman ve ne sebeple elden gitmiştir? Ayrıntılı ve açıklamalı bilmek isterim. O vilayetin feth olunması en önemli işlerden olduğundan bende de, Allah’ın yardımıyla o tarafl arın fethi hususuna kanaat hasıl olmuştur.

Bu sebeple geçmişten beri olan sadakat ve ihlasınız gereği olarak uzak görüşlü düşüncelerinizle o vilayetin fethi konusunda ne şekilde davranıp ve ne gibi tedarikat a bulunmak gereklidir tafsilatlıca bildiresiniz ki vakti ile tedarik edilip Allah’ın yardımıyla fetih ve zabtı nasip ola.

A.DVNS.MHM.d, 7/2722

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar