Kültür & iletişim
TANZİMAT
Sözlükte “düzenlemek, sıraya koymak, ıslah etmek” anlamındaki tanzim kelimesinin çoğulu olan Tanzimat literatürde “mülkî idareyi ıslah ve yeniden organize etme” manasında kullanılır, ayrıca bu düzenlemelerin yapıldığı dönemi nitelendirir. 3 Kasım 1839’da ilân edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyunu ile (Tanzimat Fermanı) başlatılan dönemin ilk uygulamalarının 1830 yılına kadar, hatta daha da geri götürülebileceği söylenir. Ne zaman sona erdiği de tartışmalıdır. Ancak 1878’de meclisin kapatılmasıyla dönemin sona erdiği yönünde genel bir fi kir oluşmuştur.1
Tanzimat, Osmanlıların bütün 19. yüzyıl tarihini izah eden temel hadisedir. Tanzimat, iktisadi-sosyal temelleri çürüyerek yıkılmağa yüz tutan bir devletin yeni prensiplerle yeniden kurulma girişimini gösterir. Tanzimat ile devletin yapısını oluşturan temel kurumlarında önemli bir değişimin temeli atılıyordu. Bundan böyle bütün kanunlarda, bütün hükümet icraatlarında “her sınıf tebaanın eşitliği” değişmez bir
esas sayıldı. Devletin kuruluşu ve oluşum tarzı itibariyle büyük bir önem kazanan bu prensip, Osmanlılık siyasetine temel teşkil ederek bütün Tanzimat devri boyunca en temel bir role sahip olmuştur.2
Tanzimat Fermanı büyük çapta, kendi devrinin ve çağdaş Avrupa’nın siyasi, hukuki, sosyal, iktisadi fi kir ve anlayışları ve kurumlarından kuvvet almış ve bunların etkisinden doğmuştur. Reşit Paşa’nın gerçekleştirmek istediği ıslahatın 19. yüzyıl başlangıcı Avrupa devlet düşüncesiyle olan bağını ve bu devlet adamının düşüncelerinin liberalizm ile olan temas noktalarını başka bir yönden de tespit etmek mümkündür. Reşit Paşa’nın gayesi “hükümdarın hareketlerini sınırlayacak bazı müesseselerin kurulması” şeklinde tarif edilebilir. Bu ise yine 19. yüzyıl başları liberalizminin ve ona en mühim özelliklerini bağışlayan Anayasacılık akımının güttüğü gayelerden biridir. Bu Anayasacılık hareketiyle elde edilmek istenenlerle Reşit Paşa’nın elde etmek
Tanzimat Osmanlıların değişim yüzyılında geleceğin temelleri
1 Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA). 2 Halil İnalcık, “Tanzimat Nedir?”, Tanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, (Ankara: 2006), s. 13-35.
1839
istedikleri arasında tam bir mutabakat mevcuttur.3
Tanzimat sadece ilân edildiği zaman başlayan bir dönem olmayıp, fermanın ihtiva ettiği hükümler daha çok önceleri üzerinde durulmuş meselelerdir. Bilhassa III. Selim’in ıslahat hareketleri bilinçli bir reform faaliyeti olarak Tanzimat’ın öncülleri sayılabilir. II. Mahmud ise III. Selim’in reform programını tatbik etmeye gayret eden ve bu arada, III. Selim’i bazı noktalarda aşan reformcu bir padişah olarak göze çarpar. Ne yazık ki, II. Mahmud hazırlattığı ve hatta mali yönünü de hallettiği Tanzimat-ı Hayriye’yi ilân etmeye ömrü vefa etmeyecek, fermanın ilânı büyük oğlu Abdülmecid’e nasip olacaktır.4
II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra 1830’ların başından itibaren Osmanlı
merkez teşkilâtını tamamen değiştirdi. 1831’de sarayda önemli bir müessese olan silâhdarlığı lağvetti; sır kâtipliğini Mâbeyn başkâtipliğine dönüştürerek saray sekreteryasını meydana getirdi. İki yıl sonra Mâbeyn Müşirliği’ni kurdu ve
Enderûn-ı Hümâyun’un oda nizamını yeniden düzenledi. Bunun yanında Bâbıâli’deki kurumların isimlerini değiştirdi ve görev alanları daha açık biçimde tanımlanmış uzmanlık birimleri olan nezaretleri teşkil etti.
Meclis-i Vâlâ gibi yüksek meclislerin yanında nezaretlere gördükleri işlerde yardımcı olmak üzere bazı meclisler kurdu. 24 Mart 1838’de teşkil ettiği Meclis-i Vâlâ’nın kuruluş amacını, yapmayı düşündüğü ve Tanzîmât-ı Hayriyye (Tanzîmât-ı Mülkiyye) diye nitelendirdiği ıslahatı tespit ve müzakere şekli olarak belirledi. Bu
adlandırma onun tasarladığı reformların genel adıydı.
II. Mahmud döneminin sonlarına doğru, yaklaşık sekiz yıldan beri devleti uğraştıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yol açtığı Mısır meselesi tekrar ortaya çıktı ve isyanla uğraşan ordunun masrafları hazineyi sıkıntıya soktu. 24 Haziran 1839’da Mısır kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu Nizip’te ağır bir yenilgiye uğratmasının ardından 1 Temmuz’da II. Mahmud vefat etti ve yerine oğlu Abdülmecid geçti.
Tanzimat’ın ilânından önce Sultan Abdülmecid’in emriyle Sadrazam Koca Hüsrev Paşa’nın başkanlığında Bâbıâli’de bir meşveret meclisi toplandı. Otuz sekiz yüksek bürokrat ve ilmiye mensubunun katıldığı bu mecliste kabul edilen ilkeler padişah tarafından da onaylandı. Meclis
mazbatasının altında mührü bulunanların yarısı ulemadandı. Sırası değişmekle beraber mazbata ile Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’nda yer alan ilkeler hemen hemen aynıdır. Bu da Tanzimat Fermanının dış etkilerden ziyade Osmanlı Dev-
leti’nin iç dinamiklerinin ürünü olarak ortaya çıktığını göstermektedir.
Hariciye Nâzırı Mustafa Reşit Paşa 3 Kasım 1839’da Gülhane meydanında vükelâ, ricâl, ulema, Rum ve Ermeni patrikleri, hahambaşı, esnaf temsilcileri, sefirler ve diğer hazır bulunanların önünde Tanzimat Fermanı’nı okudu. Sultan Abdülmecid töreni Gülhane Kasrı’ndan izledi. Ferman, kurulduğundan itibaren devletin güçlü, ülkenin mamur ve halkın refah içinde olduğu; fakat bu durumun sonradan zaaf ve fakirliğe dönüştüğünü; coğrafî konumu, arazilerinin
3 Şerif Mardin, “Tanzimat Fermanı’nın Manası”, Tanzimat, Değişim Sürecinde Osmanlı İmparatorluğu, (Ankara: 2006), s. 91-106. 4 Ali İhsan Gencer, “Tanzimat Fermanının İlanı ve Tatbiki Meselesi”, 150. Yılında Tanzimat, (İstanbul: 1990), s. 7-20.
TANZİMAT
verimliliği ve halkının çalışkanlığı göz önünde tutulduğunda gerekli tedbirlerin alınması halinde devletin beş on yıl içerisinde eski durumuna kavuşacağı tespitiyle başlar. Bunun için hazırlanması gereken yeni kanunların esası can güvenliği, mal, ırz ve namusun korunması, vergilerin düzenlenmesi, asker alımının ıslahı şeklinde belirlenir. Bu arada halkı ve hazineyi zarara uğratan iltizam usulünün sakıncalarından söz edilerek kaldırılacağına dair işaret verilir. Verginin herkesin gücü nispetinde tahsil edilmesi ve kimseden fazladan bir şey istenmemesine vurgu yapılır. Askerlik süresinin belirsizliğinden ve askerlerin bir nispet dahilinde değil gelişigüzel alınmasından şikâyet edilir. Bu uygulamanın tarımı, ticareti ve nüfus artışını olumsuz yönde etkilediğine, dolayısıyla askerlik süresinin dört veya beş yıl olarak belirlenmesi gerektiğine vurgu yapılır. Hiç kimse için yargılanmadan ölüm hükmünün verilmemesi, herkesin malına mülküne istediği gibi tasarruf edebilmesi, bu haklardan müslim-gayrimüslim bütün tebaanın aynı şekilde yararlanması, bu konuları görüşmek üzere görevlendirilen Meclis-i Vâlâ’nın üye sayısının arttırılması, vükelâ ile ricâlin de zaman zaman meclisin toplantılarına katılması, askerî düzenlemelerin Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî’de müzakere edilip belirlenmesi, ülkenin harap olmasına yol açan rüşveti önlemek amacıyla etkili bir kanun hazırlanması ve bu fermanın bütün iç ve dış kamuoyuna duyurulması kararlaştırılır.
Reşit Paşa’nın hatt-ı hümâyunu okumasının ardından toplar atıldı ve kurbanlar kesildi. Sultan Abdülmecid ilân edilen hususlara uyacağına
Resim 1 3 Kasım 1839 tarihli Tanzimât Fermânı
dair Hırka-i Şerif Dairesi’nde yemin etti. Fermanın ilânından beş gün sonra yapılan bir düzenlemeyle vükelâ, büyük ulema ve önde gelen devlet adamlarının padişah, sadrazam, şeyhülislâm, serasker, darphane müşiri ve hariciye nâzırının huzurunda yemin ederek görevlerine başlamaları kararlaştırıldı.
Bu ferman geleneksel yapıyı kökten sarsacak yenilikler getirmekteydi. Müslim-gayrimüslim eşitliği, Yunan ve Sırp isyanlarıyla birlikte milliyetçi bir tutum sergileyen gayrimüslimlerin imparatorluktan ayrılmasını önlemek amacıyla ortaya atılan ve daha sonra sık sık vurgu yapılan bir Osmanlı milleti teşkil etmeyi hedefleyen önemli projenin ilk adımıydı.
Valilerden halkın ileri gelenlerini meydanlarda toplayıp fermanı okumaları, herkese içe-
riğini “güzelce” anlatmaları ve ayrıntıları daha sonra belirlenecek olan vergi ve askerlik dışındaki maddelerini hemen uygulamaya koymaları istendi. Osmanlı tebaasını meydana getiren her zümre fermanı kendi açısından yorumladı;
Müslümanlar gayrimüslimlere verilen yeni haklardan hoşlanmadı; gayrimüslimler ise büyük bir beklenti ve ümide kapıldı. Öte yandan çıkarları zedelenen ulema, âyan ve hatta valiler şeriatın çiğnendiğini ve Müslümanların gâvurlarla aynı seviyeye getirildiğini söyleyerek halkı tahrik etti. Öngörülen ıslahat ülkenin tamamında değil öncelikle nispeten merkeze yakın, yapılanların kolaylıkla denetlenebileceği yerlerde uygulamaya konuldu.
Hazine gelirlerinin mahallî idareciler elinde telef olmasını önlemeyi amaçlayan yeni sistem-
den çıkarları zedelenen vali, mütesellim, eşraf, âyan, sarraf, mültezim, voyvoda gibi zengin zümreler Tanzimat’ı başarısızlığa uğratmak için halkı kışkırtıp çeşitli engellemelere başvurdular. Zira bunlar, vergi oranının gelire göre tespitiyle birlikte daha fazla vergi verecekleri gibi öteden beri kendilerine tanınan muafiyetleri de kaybetmişlerdi.
Tanzimat Fermanı’nın en önemli maddelerinden biri olan askerlikle ilgili meselelere üç yıl el atılamadı. Yeniçeriliğin kaldırılmasından beri asker alımları gelişigüzel yapıldığı gibi askerlik süresi de belirlenmemişti. Askere alınan gençlerin vazifesi sağ kaldıkça ve gücü kuvveti yerinde oldukça devam etmekteydi. 1843’te Hassa Müşiri Rızâ Paşa bu sorunu çözmekle görevlendirildi; yeni düzenlemeler seraskerlikte geçici bir mec-
lis tarafından görüşüldü. 6 Eylül 1843’te askere alınacak kişilerin kura ile tespiti, Mart 1844’ten itibaren fiilî askerlik süresinin beş ve redifliğin yedi yılla sınırlandırılması, mevcut askerlerin % 20’sinin her yıl yenileriyle değiştirilmesi karar-
laştırıldı. Ayrıca ordu sistemine geçildi ve Hassa, Dersaâdet, Rumeli, Anadolu, Arabistan olmak üzere beş ordu kurularak her birinin bünyesinde birer meclis teşkil edildi. İstanbul, Üsküdar ve Boğaziçi’nin güvenliğiyle ilgilenmek üzere 1845’te Zaptiye Müşirliği kuruldu. 1844’te genel nüfus sayımı yapıldı ve Osmanlı nüfusu yaklaşık 35 milyon olarak tespit edildi. 1844’te çıkarılan Tashîh-i Ayâr Fermanı’yla sikke konusu düzene konularak 1 altın lira = 100 gümüş kuruş esası getirildi ve çif metal sistemine geçildi.
TANZİMAT
Reformların başarısı için en önemli unsur olan eğitim konusuna ise Tanzimatçılar geç el attı. Sultan Abdülmecid, 1845’te mekteplerin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek reformların başarısıyla eğitim arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Bunun üzerine kurulan Meclis-i Muvakkat sıbyan mektepleri ve rüşdiyelerle bir dârülfünun açılmasına dair tasarılar hazırladı. 27 Haziran 1846’da Meclis-i Vâlâ ile Hariciye Nezâreti’nin denetimi altında Meclis-i Maârif-i Umûmiyye’nin teşkiliyle birlikte şeyhülislâmlığın kontrolündeki eğitim işleri hükümetin denetimine girdi. Meclisin kararlarını uygulamak için 13 Kasım 1846’da Mekâtib-i Umûmiyye Nezâreti kuruldu.
28 Eylül 1846’da Mustafa Reşit Paşa sadârete getirildi. Bâbıâli’de bir devlet arşivi (Hazîne-i
Evrâk) kurularak belgelerin tasnifine ve muhafazasına ön ayak olundu. 1847’de ilk defa devlet salnâmesi çıkarıldı; ilk rüşdiye mektebi açıldı. Ticaret Mahkemesi on dört üyesinin yarısını sefirlerin seçtiği karma bir mahkeme haline geti-
rildi. 23 Nisan 1847 tarihli padişah iradesi ve ardından hazırlanan Tapu Nizamnâmesi’yle erkek ve kız çocuklarının babalarının mirasından eşit pay almaları sağlandı.5
Tanzimat Fermanı’nın modern anlamda vatandaşlık haklarının temini ve bunların güvence altına alınması, kötü idareye bir son verilmesi ve yeni bir düzen kurulması yanında; Osmanlı’nın Avrupa’nın liberal devletleri arasına sokulması, İngiliz ve Fransızların teveccühünü kazanmak, böylece Rusya’nın tecavüzlerine engel olmak ve nihayet Mısır Meselesi ile Boğazlar Meselesine
olumlu bir çözüm bulmak gibi faydaların da beklentisini beraberinde taşıdığı, hatta daha gerçekçi bir tespitle fermanın bu beklentilerin ürünü olduğu belirtilir.
Tanzimat Fermanı ile düşünülen Müslim ve gayrimüslim eşitliğinin, devletin yeni temeller üzerinde yeniden yapılanmasına yol açacağı şüphesizdi ve bu husus 1856’da ilân edilen Islahat Fermanı’nda hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ve tam bir açıklığa kavuşturulmuştu.6
Fakat Hristiyanlara hukuk önünde eşitlik vererek devletin birliğini koruma teşebbüsü yarım yüzyıllık bir çabadan sonra sonuçsuz kalmıştı. II. Abdülhamid devri, Hristiyanların isyan teşebbüslerine karşı şiddetle karşılık verilmesi ve İslamcı bir siyaset güdülmesi bakımından Osmanlılık siyasetine bir tepki mahiyetinde telak-
ki olunabilir. II. Meşrutiyet ile (1908) Osmanlılık siyaseti yine ön plana çıktı. Fakat bu alanda Mecliste şimdi iki aykırı görüş meydana çıkmıştı: İttihat ve Terakki Fırkası sıkı bir merkeziyetçilikle milletleri bir Osmanlı toplumu içinde kay-
naştırmak istiyordu. Muhalefet ise, milletlere özerklik verilerek Osmanlı Hanedanı etrafında federalist bir İmparatorluk meydana getirilmesi düşüncesini savunmakta idi. Bu döneme de Balkan Savaşı faciaları bir son nokta koymuştu. Bundan sonra Osmanlılık siyaseti bırakılmış Türk milliyetçiliği siyaseti hızlı bir şekilde onun yerini almıştır.7
5 Akyıldız, “Tanzimat”. 6 Kemal Beydilli, “1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları Hakkında”, 150. Yılında Tanzimat, (İstanbul: 1990), s. 21-28. 7 İnalcık, “Tanzimat Nedir?”, s. 13-35.
Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar

