Sağlık
PASTÖR’ÜN TALTİF EDİLMESİ
Pastör’ün, 26 Ekim 1885 tarihinde kuduz aşısını bilim dünyasına tanıtması, İstanbul’da da büyük ilgi görmüştü. Cemiyet-i Tıbbiyenin 19 Mart 1886 tarihli toplantısında Pastör’ün derneğe şeref üyesi yapılmasına karar verildiği gibi Paris’te kurulacak Pastör Enstitüsü’ne para yardımı yapılması ve oraya bir heyet gönderilmesi gündeme gelmişti.
5 Şubat 1886 tarihinde Paris Sefi ri Esat Paşa’dan, kuduz hastalığının yayılması engelleyen bir ilaç bulan Paris kimyagerlerinden Pastör’ün hizmetini takdir etmek için hangi devletler tarafından ne gibi teşvikler yapılmış ve ne rütbeden nişan verilmiş olduğunun etrafl ıca araştırılarak bildirilmesi istenmişti. Esat Paşa cevap yazısında; Pastör’ün kuduz hastalığının iyileştirilmesi için kullandığı usul ve tedavi araçlarının hala bir
denemeden ibaret olduğunu, etkili ve kati bir netice elde edilemediği gibi kullanılan usulün birçok doktorun da itirazına yol açtığını söylemişti. Pastör’ün bu insaniyet dostu teşebbüsüne mükâfat olarak şimdiye kadar hiç bir devlet tarafından nişan verilmediği gibi ne teşvik ne de taltif edilmişti.1
II. Abdülhamid, bu bilim adamına ve kurmuş olduğu sağlık kurumuna gerekli desteği vermeye ve onun sağlık hizmetinden Osmanlı halkını faydalandırmaya karar vermişti. II. Abdülhamid, Pastör’e verilmek üzere birinci dereceden bir mecidî nişan ve kuduzla ilgili enstitüye de bağışlanmak üzere on bin frank parayla, Zoeros Paşa, Hüseyin Remzi Bey ve Hüseyin Hüsnü Bey’den oluşan bir heyeti 8 Haziran 1886’da Paris’e göndermiştir.
Pastör’ün taltif edilmesi Kuduz aşısını bulan Pastör’ü dünyada ilk defa nişan ile
taltif eden ve nakdi yardım gönderen devlet adamı
II. Abdülhamid
1 BOA.Y.MTV, 20/20.
1886
Zoeros Paşa Paris’e varınca yaşadıklarını detaylıca anlattığı 6 Temmuz 1886 tarihli bir mektup göndermişti. 20 Haziran 1886 tarihinde heyet Paris’e ulaşmış, ertesi günü sefarethaneye giderek Elçi Esat Paşa ile görüşmüşlerdi. Pastör ile görüşmek için önce Fransa Dışişleri Bakanlığına bir yazı yazılması uygun görülmüştü. Fakat on gün geçtiği halde bir cevap alınamayınca heyet Pastör’ün yanına bizzat gitmeyi uygun bulmuştu. Resmî elbiseler giyilmiş olduğu halde Pastör’ün laboratuvarına gidildi. Pastör’ü yanında yardımcıları ve başka ülkelerden gelmiş birçok doktor ile konuşurken buldular. Pastör ziyaretçileri güzel bir şekilde karşılamıştı.
Pastör’e padişahın lütfetmiş olduğu nişanı, beratını ve mektubunu takdim ettiler. Bu arada padişahın, “ilmin ilerlemesi için vatan ve milli-
yetlerine bakmayarak insanlığa hizmet edenleri her zaman teşvik ettiğini” Pastör’e ilettiler. Pastör, bu sebeple aldığı Padişahın hediyelerinden pek memnun olduğunu arz edip şükran duyduğunu söylemiş, kendi aşı usulünü ve gereken di-
ğer ayrıntılarını göstereceğini vaat etmişti. Fakat aşı yönteminin layıkıyla anlaşılabilmesi için bir takım bilimsel ayrıntılara vakıf olmak ve bunlar hakkında derinlemesine çalışmak gerektiğini de ilave olarak söylemişti.
Zoeros Paşa Ekim ayından 6 Temmuz’a kadar aşılananların 1.450 kişiye ulaştığını kaydeder. Bu kişiler her cins ve milletten olup Avrupa ülkelerinin her tarafından ve hatta Amerika’dan bile gelmiş kimselerdi. Aşı ve yaraların bakımı ücretsiz yapılıyor, hatta yardıma muhtaç bulunan çaresizlere Pastör tarafından gerekli yardım-
Resim 1 Kuduz aşısını bulan
Pastör
PASTÖR’ÜN TALTİF EDİLMESİ
larda bulunuluyordu. Yabancı ülkelerden gelmiş İngiliz, Belçika, Amerika, İspanyol ve Yunan doktorları olduğu halde Almanya’dan hiçbir doktor yoktu. Bu durum Mösyö Pastör’ün Fransız olmasına yorumlanmıştı.
Bu yabancı ülke doktorları, Mösyö Pastör’ün tedavihanesi hatırası olarak topluca resim çektirmeyi, bizim heyetin de buna dâhil olmasını rica etmeleri üzerine uygun görülmüştü. Yabancı doktorlar Osmanlı Devleti heyetine hürmet göstererek Zoeros Paşa’yı da bu heyete reislik makamında kabul etmişlerdi.
Pastör ile görüşmenin ertesi günü Pastör’ün hayır kuruluşları için bağışlanmış olan nakdi yardımı takdim etmek üzere Bilimler Akademisinin başkanı ve Fransa bilim adamlarının önde geleni Jurien de la Gravière’nin yanına gidilmişti. Kendisi o gün yerinde olmadığından ancak iki gün sonra görüşülebildi. Heyet, Padişah’ın yardımı olarak Pastör’ün hayır kuruluşları için bağışlanmış olan 10.000 Franka karşılık 433 Osmanlı lirasından ibaret olan meblağı getirdiğini arz etti.
Mösyö Jurien özel komisyon adına Padişahın bu yardım ve bağışları hakkında gereken teşekkürlerini beyan eyledikten sonra bu paranın Crédit Foncier isimli bankaya teslim edilmesini rica etti. Mösyö Jurien; “Bugün hükümdarlar içinde insanlık adına hayır kuruluşları için böyle bir bağış ve özel yardımda bulunmuş olan sadece Padişah hazretleridir” diyerek padişahın yardımlarını çok takdir etmişti.2
Altı aya yakın bir süre Paris’te kalan bu heyet, Aralık 1886’da İstanbul’a dönmüştür. 1887 yılının Ocak ayı içinde İstanbul’da Dâülkelp ve Bakteriyoloji Ameliyathanesi açılmış; dünyanın
üçüncü ve doğunun ilk kuduz müessesesi olan bu kurumun başına Zoeros Paşa getirilmiştir. İlk aşı burada 3 Haziran 1887’de uygulanmıştır.3
Resim 2 Zoeros Paşa Başkanlığındaki Osmanlı Heyeti Pastör
Labarotuvarında. (üstte-ön sırada-soldan sağa: Veteriner Hüseyin
Hüsnü Bey, Müderris
Zoeros Paşa ve Dr. Hüseyin Remzi Bey)
2 BOA.Y.PRK.SGE, 2/73. 3 Ahmet Uyanıker, “II. Abdülhamid Döneminde Açılan Sağlık Kurumu Kuduz Tedavihanesi (Daülkelp Ameliyathanesi)”, Asia Minor Studies, 6/12, (2018): 190-200; Remzi Çavuş, “II. Abdülhamid
Döneminde Dâülkelp (Köpek Hastalığı-Kuduz) Tedavihanesi”, Vakanüvis, 2/1 (Mart/2017): 46-61; Çetin Aykurt-Filiz Aykurt, “II. Abdülhamid’in Pasteur Enstitüsü ile Münasebetleri”, Uluslararası Söz, Sanat, Sağlık Sempozyumu, (Edirne, 21-23 Ekim 2015): 481-486; Adem Ölmez. “İkinci Abdülhamid Döneminde Koruyucu
Hekimlik ve Bazı Vesikalar” Belgeler, XXXIV (2013): 87-99.
OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ
Padişahımız Hazretlerinin Baştabipliğine
Efendim Hazretleri
Mösyö Pastör’ün keşfetmiş olduğu kuduz aşısının nasıl uygulandığını görüp öğrenmek üzere padişah tarafından Paris’e gönderilmiş olan heyet 20 Haziran 1886’da Paris’e ulaştı. Ertesi günü sefarethaneye gidilerek Paris Elçisi Esat Paşa ile görüştük ve görevimizi söyledik. Paris’te başarılı bir şekilde görevimizi yerine getirebilmemize yardımcı olması için yanımda bulunan Dışişleri Bakanlığı emrini sundum. Elçi Esat Paşa ile, Mösyö Pastör’e görevimizi ve hangi günü kabul edebileceğini soracağımız bir mektup yazılması kararlaştırıldı ise de daha sonra Esat Paşa fi krini değiştirerek Mösyö Pastör’e yazmaktan vaz geçip Fransa Dışişleri Bakanlığına yazmayı uygun gördü. Fakat on gün geçip biz hiçbir cevap ve haber almayınca Mösyö Pastör ile aramda tanışıklık bulunduğundan beklemekten vaz geçerek hemen Mösyö Pastör’e bizzat gidip kendisine lütfedilmiş olan taşıdığım nişanı teslim etmek hu-
susunu tercih eyledim.
Heyetimizin diğer üyeleriyle beraber resmî elbisemizi giymiş olduğumuz halde Mösyö Pastör’ün ameliyathanesine gidildi. Pastör’ü hususi yerinde yardımcıları ve yabancı ülkelerden gelmiş olan diğer doktorların etrafını çevirmiş oldukları halde bulduk. Mösyö Pastör bizi güzel bir şekilde kabul edip Kopenhag’da buluşup görüştüğümüzü de hatırladı. Mösyö Pastör buraya gelişimizi duymuş olduğunu fakat şimdiye kadar resmî bir bilgi almamış olduğunu anlat ı. Bu resmî bilgi ancak bu görüştüğümüz günden altı gün sonra Pastör’e ulaşmıştır.
Şu halde elçilik ve Dışişleri bakanlığından gelecek emri beklemiş olsa idik Paris’e gelişimizden bir ay sonra yukarda belirtilen hoca ile ancak görüşülebileceğimiz ortaya çıktı. Yukarıda anlat ığım şekilde hareket etmeyi tercih etmemiz pek hayırlı olmuş oldu.
Mösyö Pastör’e Padişahın lütfedilmiş olduğu nişanı beratıyla ve emirnamelerini teslim et im. Padişahımızın ilmin ilerlemesi için her kim olur ise olsun vatan ve milliyetlerine bakmayarak genel olarak ilim yolunda çalışıp insanlığa hizmet edenleri her zaman teşvik et iğini ve hepsini sevindirmek tarafını tercih buyurmuş olduklarını söyledim. “Padişahımız bu vesile ile Dilini bizim resmî dilimiz gibi kabul etmiş olduğumuz Fransız milletinden olan Mösyö Pastör’e lütfedilmiş olan bağışlarıyla bunu meydana koymuştur” diye bir konuşma yaptım. Mösyö Pastör bu sebeple aldığı Padişahın hediyelerinden pek memnun olduğunu arz edip şükran duyduğunu söyledi. Kendi aşı usulünü ve gereken diğer ayrıntılarını göstereceğini vaat et i. Fakat aşı yönteminin layıkıyla anlaşılabilmesi için bir takım bilimsel ayrıntılara vakıf olmak ve bunlar hakkında derinlemesine çalışmak gerektiğini de ilave olarak söyledi. Ondan sonra yardımcılarından birine emir vererek çalış-
Kuduz aşısı için Paris’te Pastör’le görüşen heyetin padişahın nişan ve bağışını da verdiği
Mösyö Pastör’ün keşfetmiş olduğu kuduz aşısı ameliyatını görüp öğrenmek üzere Padişah tarafından Paris’e gönderilmiş olan heyetin 20 Haziran 1886’da Paris’e ulaştığı, Pastör’e Padişahın nişan ve beratının verildiği, Padişahın hediyelerinden pek memnun olduğunu arz edip şükran duyduğunu söylediği, Padişah tarafından Pastör’ün hayır kuruluşları için bağışlanmış olan 10.000 Franka bedel 433 Osmanlı lirasının ilgili yere teslim edildiği, parayı teslim alan Mösyö Jurien’in “bugün hükümdarlar içinde insanlık adına böyle bir bağış ve özel yardımda bulunmuş olan sadece Padişah Hazretleridir” diyerek Padişahımızın bu yardımlarını çok takdir eylediği.
6 Temmuz 1886
PASTÖR’ÜN TALTİF EDİLMESİ
ma ortamını göstermek üzere bizi oraya yönlendirdi.
Bir saat sonra aşı işlemi başladığında oraya gönderildik. Bu günden sonra her gün saat on birden bire kadar yapılan işlem sırasında Hüseyin Remzi Bey ile birlikte ameliyathane yakınında diğer yardımcılarıyla beraber Mösyö Pastör’ün gözetimi altında Paris Üniversitesi hocalarından Doktor Grancher tarafından yapılan aşı muamelesini görmek üzere devam eylemekteyiz.
Mösyö Pastör’ün bu aşı muamelesine etraftan ve yabancı ülkelerden gelip koşmuş olanlar günlük elliden seksene ulaşmaktadır. Bunlar on kısma ayrılmış olup her bir kişiyi birbirini takip eden on gün aşılamak gerekir ve her günün aşı maddesi kuvveti yavaş yavaş artmaktadır.
Ekim ayından bu güne kadar aşılanmış olan kişiler 1.450’ye ulaşmıştır. Bu kişiler her cins ve millet en olup Avrupa ülkelerinin her tarafından ve hat a Amerika’dan bile gelmiş olanlar vardır. Aşı ve yaraların bakımı ücretsiz yapılıyor. Hat a yardıma muhtaç bulunan çaresizlere Mösyö Pastör tarafından gerekli yardımlar yapılıyor. Yabancı ülkelerden gelmiş olan doktorlar İngiliz, Belçika, Amerika, İspanyol ve Yunan doktorları olup Almanya doktorlarından burada kimse yoktur. Bu ise Mösyö Pastör’ün Fransız bulunmasından başka bir şeye yorumlanamamıştır.
Bu yabancı ülke doktorları Mösyö Pastör’ün tedavihanesi hatırası olarak topluca resim çektirmeyi bizim de buna dahil olmamızı rica et iler. Tabiatıyla uygun olduğunu bildirerek sunduğum resimde görüleceği üzere Osmanlı Devleti heyetine üstün hürmet göstererek beni de bu heyete reislik makamında kabul et iler.
Mösyö Pastör ile görüşmemizin ertesi günü Pastör’ün hayır kuruluşları için bağışlanmış olan nakdi yardımı takdim eylemek üzere özel komisyon
reisliğine gidildi. Bu zat bugün Bilimler Akademisinin başkanı ve Fransa bilim adamlarının önde geleni Jurien de la Gravière’dir. Bu zatı git iğim gün yerinde bulamadığımdan ancak iki gün sonra görüşerek Padişah’ın yardımı olarak Mösyö Pastör’ün hayır kuruluşları için bağışlanmış olan 10.000 Franka karşılık 433 Osmanlı lirasından ibaret olan meblağı getirdiğimi arz eyledim.
İstanbul’dan ayrılacağım günü arz eylediğim üzere Padişahımızın emri olan 10.000 Franka bedel Maliye Bakanlığından 433 adet Osmanlı lirası ile bir de çeyrek verilmiş idi. Bu ise hakikaten 10.000 Frank etmez. Şurası da gizli değildir ki Maliye Bakanlığınca bu akçeyi Franka çevirerek götürmek için pek çok çalışmıştım. Bu kadar çalışmam karşılığını alamayıp Franka çeviremeden aldığım gibi öylece götürmeye mecbur oldum. Fakat şöyle bir yol bulmak aklıma geldi. Dedim ki “Getirdiğim para Osmanlı sikkesi olup ve bu ise yalnız bu meseleye Osmanlı katkısını göstermek içindir”. Bu söz Fransız dostlarımızın pek hoşlarına git i. Her ne kadar 433 adet Osmanlı lirası 10.000 franktan 200 Frank daha az ediyor ise de Frank olarak getirmekten daha çok hoşlarına git i. Sonra Mösyö Jurien’e bu parayı Osmanlı Bankası Şubesine depozito şeklinde teslim et iğimi ve kendilerine verilmek üzere hazır olduğunu arz et im.
Mösyö Jurien özel komisyon adına Padişahın şu yardım ve bağışları hakkında gereken teşekkürlerini beyan eyledikten sonra bu parayı Crédit Foncier isimli bankaya teslim etmemi rica eyledi. Zira Mösyö Pastör’ün hayır kuruluşları için verilmekte olan bağışların oraya teslim edilmekte olduğunu ilave olarak söyledi. Hemen ertesi günü bu parayı teslim ederek makbuzunu aldım. Mösyö Jurien şunu da ilave olarak; “Bugün hükümdarlar içinde insanlık adına hayır kuruluşları için böyle bir bağış ve özel yardımda bulunmuş olan sadece Padişah hazretleridir” diyerek efendimizin bu yardımlarını çok takdir eyledi. Mösyö Pastör’e söylediğim gibi
OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ
Mösyö Jurien’e de Padişahımızın düşünce ve kavrayış sahibi birisi olduğunu ve gelişmeye olan arzu ve muhabbetlerini de ayrıntılı şekilde anlat ım. Bundan başka bilim insanlarından görüştüğüm her kişi Padişahımızın bu bağışları ile herkesin önüne geçtiğini ve iltifatının kadrini takdir eylediler.
Ben de bunlara cevap olarak hepimizin can ü gönülden daima sevdiğimiz Padişahımızın fıtratında olan yüceliklerine dikkat çekerek tahta çıktıklarından beri kendileri tarafından gösterilen gayretler sayesinde memleketimizin gerçekten ilerlemeye başladığını uzun uzadıya anlat ım. Ve şurasını da başkaca arz edebilirim ki Padişahımız tarafından Mösyö Pastör’e lütfedilen nişan ile kuruluşlar için yaptığı bağışları burada güzel bir şekilde etki yaptığından bizleri her yerde sevgi ile kabul eylemektedirler.
Burada daha önce tanışık olduğum meşhur ilim adamlarının hepsi beni fevkalade bir hususi hürmet ile kabul et iler. Çözüm yollarını aradığım önemli bilimsel meseleler konusunda ellerinden gelen yardımların yapılması için çağımızın meşhur bilginlerine beni tavsiye eylediler. Hepsi genellikle yardımlarını gösterdiler. Bunlardan en ziyade meşhur olan Mösyö Boruvardel(?), Mösyö Prust(?), Mösyö Grancher ve Mösyö Pastör’ün iki yardımcılarıdır.
Mösyö Pastör ile uzun uzadıya özel olarak konuşmalarımızda meseleyi derinlemesine araştırmak gerektiğini anlat ı. O vakit ona ben bakteriyoloji ve mikropların gelişme şekilleri hakkında malumat elde etmek arzusunda bulunduğumu söylediğimde önemini tasdik ederek gereken yardımının esirgenmeyeceğini vaat eyledi. Konuştuğum her bir bilim insanı bu husustaki meyil ve maksadımı uygun
PASTÖR’ÜN TALTİF EDİLMESİ
buldular. Bundan dolayı bu yolda malumat elde etmeye çalışacağım. Bu önemli bilgilerin elde edilmesinin beni en az iki üç ay uğraştıracağı şüphesizdir. Bu çeşit bilgilerin elde edilme yeri olan laboratuvarların sorumlularına lazım gelen tavsiyeleri arz et iğim üzere meşhur hocalardan elde et im.
Bundan başka salgın ve bulaşıcı hastalıklara ve hastalık ilmine münasebeti bulunan bakteriyoloji ve mikroskopi için özel hoca konusunu düşüneceğim. Bununla meşgul olur iken Mösyö Pastör’ün laboratuvarına ve yapılan deneylere de devam edeceğim.
Arkadaşım Hüseyin Remzi Bey’in okulda dersini verdiği, hayvanlar ilmi dersine yakınlığı olan mikroskobi ve diğer önemli bilimsel konulara önemli derecede arzusu olduğundan onlar hakkında haki-
katen malumat elde etmesini teşvik edip kolaylaştırdım. Kendisine uygun bir hoca bulmak arayışındayım.
Arkadaşım Baytar Hüsnü Bey’e gelince; Mösyö Pastör’ün ifadesinden anlaşıldığı üzere onun laboratuvarında baytarlığın hiçbir alaka ve ilişiği yoktur. Şu hakikati gerek ben ve gerek Hüseyin Remzi Bey kulları kendi gözümüzle görerek şahit olduk. İşte bu sebepten Hüsnü Bey bizim ameliyat hastahanesine ve Pastör’e git iğimiz günlerde tabiatiyle arkadaşlık edemiyor. Fakat Baytar Hüsnü Bey’in Paris’te bulunması, faydalanması için bazı önemli baytarlık meselelerinin örneğin Mösyö Pastör tarafından keşf olunmuş olan şarbon hastalığı ile diğer bulaşıcı hayvan hastalıkları hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini düşündüm. Zira Mösyö
OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ
Pastör’ün şarbon hastalığından hayvanların korunmasına dair bulmuş olduğu yöntemden Fransa’nın yıllık 10 milyon Frank’tan fazla kazanmakta olduğu biliniyor. Bundan dolayı şu malumatın elde edilmesinin bizim memleketimizde ne derece önemi olduğu anlaşılıyor.
On iki gün önce elçiliğe Dışişleri Bakanlığından Alfort Okulu’na girmek için bir izin elde edilmesi rica olunmuş idi. Lakin hala bu yolda bir izne ulaşılamadığımdan bildirilen Alfort Baytar Okulu Müdüriyetine ve baytarların ünlülerinden ve okulun hocalarından Mösyö Nökar’a(?) şahsi bir tavsiyename kaleme aldım. Şimdi memleketimiz için pek fazla önemi ve çok fazla menfaati olan bahs olunan bilgilerin elde edilmesi için gelecek Salı günü Baytar Hüsnü Bey’i oraya götüreceğim.
Mösyö Pastör biri Padişaha arz ve takdim kılınmak ve diğeri de size takdim edilmek üzere bana iki adet mektup verdi. Beraber gönderiyorum ve bundan başka Mösyö Pastör’e fotoğrafını da İstanbul’a göndereceğimi söylediğimde Padişaha arz etmeye cesaret et iğini beyan ile büyük fotoğrafını vererek arz ve takdim eylememi rica eyledi. Lakin bu fotoğrafı büyük olduğundan posta ile gönderilmesi imkansız gibidir. Zira gönderilirse mutlaka örselenecektir. Onun için başkaca bir vasıta aramak veyahut olmaz ise döndüğümde beraber örselemeden getirmek üzere alıkoydum.
İşte tarafınıza şimdiye kadar yaptıklarımızın bunlardan ibaret olduğunu arz ederim. Halbuki birkaç güne kadar yıllık ders tatilleri başlayacaktır ve tabiatıyla çalışmalarımızın bir miktarını kesecektir. Sizin tarafınızdan da bilinmektedir ki buraya ge-
PASTÖR’ÜN TALTİF EDİLMESİ
lişimiz bir parça ders tatillerine yakın olmuştur ve bunda kusur bizde değildir. Şimdi mecburen tatiller uğraştığımız meselelerin hepsinin halledilmesine engel olduğundan derslerin tekrar başlamasını bekleyeceğiz. Çünkü yukarıda arz ve beyan eylediğim önemli bilgileri bu kadar az gün zarfında elde etmek güçtür.
Lakin şu araya giren zaman arasında memleketimize mühim ve faydalı diğer meseleler hakkında bilgi elde edilmesine girişilecektir. Örneğin kulunuz başkaca halk sağlığı ve bulaşıcı hastalıklara ait bazı önemli meseleleri incelemeye başladım ve bunların üzerine dönüşümde başka başka raporlar takdim edeceğim. Eğer vasıtalar ve benim parasal durumum uygun olur ve tarafınızdan da müsaade olunur ise nihayetinde Münih şehrine gidip Pentan Gofer’in(?) gözetimi altında olan halk sağlığı oku-
lunun durumunu inceleyeceğim. Belki Berlin şehrine de gidip Mösyö Bismark’ın girişimiyle bir iki sene önce inşa olunmuş ve Doktor Koh’un gözetimi altına konulmuş olan halk sağlığı laboratuvarını inceleyeceğim. Şunların yapılması hemen birkaç günlük iş ise de yapılması hususu mutlaka müsaadenize bağlıdır.
Padişahımıza hayır dualarımla cümlelerimi sonlandırırken bu konuda emirlerinizi beklerim.
Paris’ten.
6 Temmuz 1886 Zoeros
Y.PRK.SGE, 2/73
Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar

