Sağlık
AKŞEMSETTİN’İN MİKROP, SALGIN VE BULAŞIYA GETİRDİĞİ FARKLI YORUM
Ak6emsettin (ö. 1459, Göynük) asıl adı ile Mehmet Şemsettin, çok yönlü Türk âlimi, tıp insanı ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası olarak bilinmektedir. Akşemsettin, bilimde ve tasavvuf a
olduğu gibi, tıp ve eczacılık alanında da büyük bir üne sahipti.
Kaynaklarda aynı zamanda tıp doktoru olduğu, devrinin iyi bir hekimi sıfatıyla da şöhret kazandığı ve tıbba dair eserleri bulunduğu belirtilen Akşemsettin’in, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesini ortaya atmak ve hastalıkların bu yolla bulaştığı fi krini öne sürmekle, bu alanda kesin bilgiler veren Fracastora adlı İtalyan hekimden en az 100 yıl önce bu konuya ilk temas eden tabip olduğu kabul edilmektedir. Adnan Adıvar gibi bazı müellifl er, ilk önce Dr. Osman
Şevki Uludağ’ın işaret ettiği bu konuda biraz tereddütlü davranırlarsa da Bedi N. Şehsuvaroğlu bunun gerçekliğini inandırıcı bir şekilde ve açıklıkla ortaya koymuştur.1
Akşemsettin mikrop düşüncesini ima etmesi ve hastalıkların tohumlarla yayılması düşüncesi açısından tıp tarihinde önemli bir konuma sahiptir. 16. yüzyılda Fracastora bulaşıcı hastalıkların ‘seminalar’ vasıtasıyla fertten ferde, hayvandan hayvana, bitkiden bitkiye ve bitkiden ve hayvandan insana geçtiğini söylerken bile, bu tip hastalıkların ilahi bir ceza olduğu görüşünden vazgeçmemiştir. Akşemsettin, Fracastora’dan yaklaşık yüzyıl önce, bu görüşü kendi kitabında açıklamıştır.
17. yüzyıl, tüm bilimlerde olduğu gibi, biyolo-
“Hastalıkların kökü ve tohumu vardır” Akşemset in mikrop, salgın ve bulaşmaya
farklı bir bakış açısı getiriyor
1 Orhan F. Köprülü, Mustafa Uzun, “Akşemsettin”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), c.2.
1459
jide de önemli gelişmelerin olduğu bir dönemdir. 1600’lü yılların başında ortaya çıkan mikroskop, biyoloji biliminin kökten değişmesini ve yeni kuramların geliştirilmesini sağlamıştır. Bilimsel gözlem aracı olarak mikroskobun yaygın kullanımı 1665’li yıllara uzanır. Mikroskop yardımıyla ilk kez Robert Hook (1635-1703) bitkilerin hücrelerden oluştuğunu bulmuştur.
Pasteur, 1879’da Paris Tıp Akademisi’nde lohusa hastalığına ilişkin bir tartışmada, yaygın kanıya göre hastalığın hava zehirlenmesi nedeniyle değil de hastalığın mikrobik olduğunu ve yayılmasında da doktor ve ebelerin aracılık ettiğini söyleyerek mikrobun resmini tahtaya çizdi. Laboratuvar çalışmalarıyla bu düşüncesini kanıtladı. Ardından Almanya’da Robert Koch (1843-1910), hastalık yapan mikroorganizma-
larla ilgili çalışmalarıyla mikrobiyoloji bilim dalının gelişmesinde büyük katkıda bulundu.2
Akşemsettin’in tıbba yaptığı en önemli hizmet şimdiki tıbbın dayandığı mikrop, salgın bulaşma hakkındaki gerçekleri herkesten evvel
görmesi idi. Sıtma nöbeti hakkındaki eski geçersiz düşüncelere şiddetle hücum etmişti. “Biline ki doktorlar bu nöbetlerde ve bu devirde olanlara akıl erdiremediklerinden bazısı düşmanlıklara ve bazısı da ayın hareketine veya bazı gök cisimlerine dayandırarak birbirleriyle uğraşıp durdular” diyordu. Bu cümleler Akşemsettin’in dilinde gerçek ve zamanın tıbbıyla uygun olmayacak bilgiçlik idi. Sıtma, bir etkenin sebep olduğu sıradan bir hastalıktı ve nöbetlerin sıklaşmasında astroloji ile uğraşanların iddia ettikleri gibi düşmanlıklarda gök cisimlerinin ve ayın hareketi-
nin etkisi şüphesiz olamazdı.
Akşemsettin bundan başka görüşlerini tıbbın en gizli bir köşesine kadar ulaştırmıştı. Zamanın tıp anlayışına göre bu Osmanlı Türkleri için övünülecek bir meziyet idi. Diyordu ki: “Büyük hastalıkların çeşitlerine göre tohumları ve kökü vardır. Ot tohumu gibi, ot kökü gibi. Zira babadan, anadan irsiyet yolu ile geçen hastalıklardan bazısı, safa, nıkris ve cüzzam gibi olanlar, bazen hastalık görüldükten yedi sene sonra tekrar çıkar. Yiyecek ve içeceklerden hâsıl olan hastalıkların tohumu çabuk çıkar ve büyür.” Bu sözlere lâyık olduğu değeri verip konuyu incelemek uğraşıya değer. Beş yüz sene evvel, Osmanlı-Türk doktorlarının ilmi kanaatlerinde bulaşıcılık ve kalıtımın yeterince yer tutmuş olduğunu görmek eski tıbbımızın tuttuğu yolun doğruluğunu
göstermeye pekâlâ yeterlidir.
Bütün hastalıkların tohumları olduğunu tıp yüzlerce yıl geçtikten sonra ispat etmiştir. O devrin tek kusuru, henüz bu tohumlan keşif ve mütalâa edebilecek araçlara sahip olmaması idi.
Ancak akılların hükmettiği bir zamanda imkânların da noksanlığı ve hatta yokluğu içinde bir hastalığın oluşabilmesi için tohum aramak, ilk defa araştırıcı bir Türk hekimi tarafından fark edilmiş bir teori idi. Bir ev içinde muhtelif şahısların birbiri ardınca veya muhtelif aralıklarla aynı zamanda aynı hastalığa yakalanmaları, bir rastlantıya bağlı olamazdı. Hastalığın meydana gelmesi için bilinmeyen bir nedenin olması lazımdı ve bu gizli neden insanların sağlığını bozan tohum idi.3
2 Yavuz Unat. “Mikrop Kuramı ve Akşemsettin”, Bilim ve Ütopya, Sayı: 295, Ocak 2019: 54-58. 3 Osman Şevki Uludağ, Beşbuçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi, (Ankara: 1991), 47-48.
Resim 1 Şerefeddin Sabuncuoğlu, Cerahiyyetü’l-Haniyye,
s. 28
AKŞEMSETTİN’İN MİKROP, SALGIN VE BULAŞIYA GETİRDİĞİ FARKLI YORUM
Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar

