1488 / Sağlık

Müzikle tedavi: Osmanlı tıbbının zirvesi

Osmanlı sağlık kurumlarında sesin ve müziğin tedavideki yeri.

Kitapta 83906 dk. okuma
1488

Sağlık

MÜZİKLE TEDAVİ: OSMANLI TIBBININ ZİRVESİ

Müzikle tedavinin efsanevî kaynağı Ahd-i Atik’te Davud Peygamberin hasta kral Saul’ün psişik depresyonlarının tedavi için bir müzik aleti eşliğinde ilahi okumasına kadar uzanır. Anadolu’da Frigler dini törenlerinde görülen kendinden geçme hallerini fl üt çalarak tedavi ederlerdi. En eski Türk-İslam hastanelerinden olan Selçuklu Atabek’i Nureddin Zengi’nin 1154’te Şam’da inşa ettirdiği Nureddin Hastanesinde akıl hastaları müzikle tedavi edilirdi. Hastanenin ilk başhekimi Bahili aynı zamanda müzisyen olup, müziğin hastalıkların tedavisindeki tesirini incelemiştir. Bu sebepten Türk hükümdarı Nureddin Zengi onu hem özel hekimi, hem de Şam’da tesis ettiği bu hastaneye başhekim yapmıştı.1 Görüldüğü gibi müzikle tedavinin kökeni çok eskilere uzanır.

Musiki tedavisi Türk tıbbında genişlik ve kap-

sam itibariyle pek ileri bir düzeyde idi. Türkler, tıp ve insan sağlığı adına buldukları bilgilerden uygun gördüklerini hemen alıyorlar ve uygulu-

yorlardı. Müzikle tedavi Türk hekimlerin icadı değildi. Fakat bu tedavi tarzı Türk hekimleri elinde gelişmeye uğramıştı. Müziğin hekimlikle ilgili olduğu çok önceden biliniyordu. İstanbul’da Fatih, Edirne’de Bayezid bîmâristânlarında2

müzikle psikoterapi uygulanıyordu. Hastaların müziğin ahengi karşısında sakinleştikleri, ıstıraplarını unutarak musiki nağmeleri sayesinde tedavi edildikleri görülmüştür.

Hekimlerimiz, nabız hareketlerinin birçok hastalıklarda ateş ve sair etki ile oynaklık göstermesinden bazı anlamlar çıkarmışlardı. İnsan nabzının musikinin oynak makam ve usulü ile ilgisi bulunduğu maharetli hekimler ve deneyimli bilginlerce biliniyordu ki bu sayede nabız hareketlerinin bir makama ve bir nağmeye uygun olduğu düşünülüyordu. İşte nabzın düşmesi, yükselmesi, genişliği gibi oynak hallerinin her birine birer musiki makamı uygulanmış ve musiki tedavisi bu surette başlamıştı.

Bilindiği üzere musikimizde usul, bir takım

Müzikle tedavi

Osmanlı tıbbının zirvesi

1 Fatma İnce, “Orta Çağ’da İslam/Türk-İslam Tıbbının Parlak Bir Mümessili: Nureddin Hastanesi”, Journal of Islamicjerusalem Studies, 2018, 18(3): 69-90. 2 Eskiden akıl hastalarının tedavi edildikleri hastaneler hakkında kullanılır bir terimdir. Halk dilinde bunlara “tımarhane” denilirdi. (M. Zeki Pakalın,

Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü).

1488

vuruşlardan oluşur. Vuruş ise nağmelerin uzaması ve kısalmasıdır. Bu vuruşların özel bir tarz ve belli bir sayı üzerinde yapılması musiki usulünü oluşturur. Yani musiki usulü belirli vuruş ve zamanları gösteren nağmelerin ölçüsüdür. İşte bu esas üzerine karmakarışık vuran veya sık sık kesiklikler gösteren nabızların kötü sonuçlara yol açtığı görülmüştü.

Türkler müzikle tedavinin esaslarını Araplar ve İranlılardan almışlardı. Bilhassa Farabî (870950) gibi büyük Türk bilgininin kitapları musiki için rehberlerimiz olmuştu. İş o noktaya var-

mıştı ki: “Müzikten anlamayan bir hekim tıpta bilgin ve mesleğinde yetenekli olmayıp hastalığı teşhise kadir olamaz” denilir olmuştu.

Orta Çağ Batı toplumunda ruhsal hastalık belirtisi gösterenler ateşe atılıyor, işkenceye uğruyor ve bu suretle ruhlarının kurtarıldığı kabul ediliyordu. Ruhsal problemlerin hastalık olduğu 16. yüzyıl Avrupa’sında bilinmiyordu. 1818’de Fransa’da ruhsal bozukluğu bulunan hastalar hayvanlardan ve canilerden daha kötü yaklaşımlarla karşılaşırlardı.

Batı toplumunun bu yaklaşımına karşılık

Resim 1 Kalender Paşa’nın

Sultan I. Ahmet’e sunduğu albümden.

I. Ahmet Albümü,

Topkapı b 408

MÜZİKLE TEDAVİ: OSMANLI TIBBININ ZİRVESİ

İslam dünyasında ilk tam teşekküllü hastane 707 yılında Emevi Halifesi Abdülmelik tarafından yaptırılmıştır. Bu hastaneye cüzamlı ve akıl hastalarının tecrit ve tedavi edildiği özel odalar yaptırılmıştır. İslam ülkelerinde ilk defa akıl ve beden hastalıklarının tedavisine özgü hastaneler bu dönemde yaptırılmış ve ilk önemli tedavi yöntemleri bu dönemde geliştirilmiştir.

Selçuklulardan önce, Emeviler ve Abbasiler Dönemi’nde Şam ve Bağdat’tan, İslam’ın yayıldığı diğer bölgelere kadar birçok hastane yapıldığı biliniyorsa da, bunların hiçbiri yapı

olarak bugüne ulaşamadığı gibi, o devirlerde bu hastanelerde tıp eğitimi yapıldığına dair, o devir kaynaklarında açık bilgilere rastlanmamaktadır. Şam’daki Nureddin Hastanesi (1154), Kayseri’deki Gevher Nesibe Hastanesi ve Tıp Medresesi (1206) gibi günümüze kadar ulaşan en eski İslam dünyasına ait hastane ve tıp tahsili yapılan müesseseler Selçuklular Dönemi’nde tesis edildikleri gibi, İslam’da tıp eğitimine ait en geniş bilgilerin Selçuklu Dönemi’ne ait olduğu söylenebilir.

Şam’daki Nureddin Hastane ve Tıbbiyesini,

Resim 2 II. Bayezid külliyesi.

sadece hasta yatağı başında klinik dersleri verilmesi bakımından değil aynı zamanda akıl hastalarının (Orta Çağ Avrupası’nın aksine), insanî bir şekilde ve hastalık vakası olarak, tıbbî olarak ilaçla ve hatta müzikle tedavisinde de Avrupa tıbbına öncülük eden bir kuruluş olarak da nitelendirmek mümkündür.3

II. Bayezid tarafından Edirne’de inşa edilen II. Bayezid külliyesi (1484-1488) ile bu alanda yeni bir çığır açıldı. II. Bayezid Bimarhanesi’nde ana binada ortası havuzlu ve üzeri büyük bir kubbe ile örtülü merkezi avlunun etrafında altısı kış, altısı yaz için tasarlanmış hasta mekanları vardı ve müzik odası da burada yer almaktaydı. Bina müzikle tedavi için kusursuz bir akustik yapıya sahipti. 10 kişiden oluşan musiki topluluğunun hafada 3 gün verdiği musiki

konseri yankılanmadan binanın her tarafından dinlenmekteydi.4

Bu hastane tarihteki müzikle tedavinin zirvesine çıkmıştır. Çünkü daha önce hastanelerde müziğin tedavide kullanımı böylesine siste-

matik bir şekilde düzenlenmemiştir. İnsanları rahatlatmak için sadece musiki değil, bunu tamamlayan ve belki de etkisini arttıran bir de su sesinden yararlanılmıştır. Bu hastanenin yapılışında müzik sahnesinin düşünülmesi ve ayrıca ortamın akustiğine büyük önem verilmesi müzikle tedavi konusuna ne kadar önem verildiğini göstermektedir.5

3 Arslan Terzioğlu, “Yerli ve Yabancı Kaynaklar Işığında Selçuklu Hastaneleri ve Tababetin Avrupa’ya Tesirleri”, Türkler, c. 5, s. 728-741. 4 Aşkım Hatunoğlu, “Türk İslam Hekimlerinin Psikoloji Biliminin Gelişimine Katkıları ve Psikolojik Hastalıklara Tedavi Yöntemleri”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 5, (Eylül 2014): s.

255-263. 5 Sefa Bulut, Hilal Sarı, Nebahat Gülcü Bulut, “Edirne-II. Bayezid Darüşşifası’nda Akıl Hastalarının Tedavisi”, Türk İslam Tarihinde Yükseköğretim Sempozyumu, (Bolu, 2015): s.73. 6 Eskiden savaşlarda ve alaylarda at, deve veya fil üzerinde taşınan, askerî mûsikîde ve mehterhâne-i hâkānîde kullanılan, mâdenden büyük bir

kâse üzerine gerilmiş deve derisinden ibâret çok büyük davul. (Kubbealtı Lugati). 7 Elle ve daha çok iki küçük değnekle çalınan ve zurnaya refâkat eden, basık dümbelek şeklindeki vurmalı saz Daha çok iki tâne yan yana

ve birbirine bağlı şekli görülür ki buna Çife nakkāre, halk ağzında Çife nağra denir. (Kubbealtı Lugati).

Resim 3 1570 civarı bir minyatürden detay, kopuz çalan delikanlı.

Rijkmuseum.

MÜZİKLE TEDAVİ: OSMANLI TIBBININ ZİRVESİ

Türk fasıl musikisi kös6, davul, zurna nakkare7 ve diğer aletlerden ibaretti. Mehterhane ise; zurna, davul, trampet, nakkare zil ve kösten ibaretti. Hafanın belli gün ve saatlerinde bîmârhanelerde Mehter-i Hakânî konserler verirdi. Bundan başka bimârhanelerin ayrıca musiki takımları da vardı. Bunlar arasında musiki faslına dâhil olan yukarıda saydığımız aletlerden başka; ney, keman, musikâr (bir sıra düdüklerden oluşan çalgı), tanbur, def gibi birçok musiki aletleri ve ses sanatçıları mevcut bulunuyordu.

Musiki aletlerinin ve okuyuş tarzlarının (ma-

kamların) muhtelif mizaçlara göre özel etkileri düşünülmüş ve ona göre makamlar da hastalıklara göre ayrılmıştı: örneğin; rast, felce; ırak ateşli yaradılışta olanlara; isfehan, zihin açıklığı, zekâyı geliştirme, düşünce ve gönül bağlarının yenilenmesi arzu olunan hastalara, rehavî, baş ağrısı ve bunalması olanlara uygundu.

Makamların özel etkileri olduğu gibi yaratılış ve kıyafetlere mahsus olmak üzere de makamlar yapılmıştı: Irak makamı ve benzeri, rengi esmer ve yaradılışı sıcak ve hareketli olanlara; rast ve benzerleri, soğuk mizaçlı ve sarışın olanlara, ku-

Resim 4 Sultan II. Bayezıd

Külliyesi Sağlık Müzesi’nde 10 kişiden oluşan musiki topluluğu

eda

cek makamı soğuk yaradılışlı ve beyazlara uygun sayılırdı.

Musiki makam ve fasıllarının bu suretle uzun uzadıya ayrımı yapıldığı gibi milletlere göre de ayrıca bir bölümü yapılmıştı: Türklere; uşak ve benzerleri; Araplara, hüseyni ve benzerleri; Acemlere, ırak ve benzerleri; Rumlara ve Frenklere; Buselik.

Bütün bunlar şuna işaret eder: Eskiden Türk hekimleri musikinin ruhun gıdası olduğuna inanınca bu alanda derinleşmeye gerek görmüşler ve çalışmışlardır ki, bilinmesi gereken nokta

da budur. Müzikle tedavi hiç şüphesiz bugünkü tıbbın da uğraşısı haline gelmiştir. Günümüzde müzikle tedavi tıbbın bir uğraşı dalı olarak kabul edildiğine göre, bu yöntemin bugünkü gelişmesini ve değerini geçmişte Türklerin pek ziyade önem verdikleri bir tedavi şeklinin varlığına borçlu olduğunu bilmek lâzımdır ki, bizim de eski tıbbımız için ayırmak istediğimiz şeref payı işte bir noktadan ibarettir.8

8 Osman Şevki Uludağ, Beşbuçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi, (Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991), s. 136-143.

Resim 5 Abdullah Buhari’nin bir minyatürü: Osmanlı

saz sanatçıları İngiliz

sarayında.

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar