1513 / Kültür & iletişim

Para vakıfları: Osmanlının kredi sistemine bulduğu çözüm

Toplumun kredi ihtiyacına vakıf düzeni içinde geliştirilen bir çözüm.

Kitapta 12713816 dk. okuma
1513

Kültür & iletişim

PARA VAKIFLARI

Osmanli öncesinde örneğine rastlanmayan para vakıfl arı Osmanlıların vakıf sistemine getirdiği bir yenilik ve dünya kültürüne önemli

bir katkısı olarak nitelendirilir.1 Osmanlı fi nans sistemindeki ağırlıkları göz önüne alınarak vakıf bankalar olarak adlandırıldıkları da olmuştur.2

Para vakfı, kuruluş sermayesinin bir kısmı veya tamamı nakit paradan oluşan vakıf ır. Para

vakıfl arında vakfa konu olan ana sermaye olduğu gibi muhafaza edilmekte, bu paranın çeşitli şekillerde işletilmesi neticesinde elde edilen gelir ise vakfi yede öngörülen hizmetlerin fi nansmanı için harcanmaktaydı.

Para vakıfl arının Osmanlı öncesinde uygulandığına dair bir örnek mevcut değildir. Osmanlı toplumunda ilk olarak ne zaman ortaya çıktığı da bilinmemekle birlikte 15. yüzyılın başlarından, özellikle II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed dönemlerinden itibaren para vakfı kurulduğuna dair örneklere rastlanmaktadır. Bunlar arasında

Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’a et temin eden kasapların zararlarının sübvansiyonu için bir fon şeklinde oluşturulan para vakfı meşhurdur. 16. yüzyılın başlarından itibaren vakıf sistemindeki genişlemeye paralel olarak para vakıfl arının da sayılarının arttığı ve yaygınlık kazandığı anlaşılmaktadır. Konuyla ilgili teorik tartışmaların da olumlu bir şekilde sonuçlanmasından sonra para vakıfl arı vakıf sistemi içinde önemli bir yer işgal eder hale gelmiştir.

Uygulamaya bakıldığında para vakıfl arının işletilmesinde daha çok “muamele-i şer’iyye” denilen ve Çivizâde ile Birgivî tarafından faize açılan bir kapı olarak eleştirilen işlem şeklinin yaygın olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bu işlemde doğrudan yasaklanmış olan ribâ (faiz) işleminin neticesine birkaç alt işleme başvurmak suretiyle dolaylı bir şekilde ulaşılmakta, dolayısıyla bir yandan borçlanma ihtiyacı karşılanmakta, diğer taraf an da esas maksadı verdiği

1 Murat Çizakça’nın bu değerlendirmesi için: Cihan Osmanağaoğlu, “Osmanlı Devleti’nin Klasik Döneminde Para Vakıfl arının Hukuki Yönü”, Maltape Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2010/2, s. 277. 2 Ahmet Tabakoğlu, “İslam Dünyasında Para ve Bankacılık Tecrübesi”, Toplu Makaleler I İktisat Tarihi, (İstanbul: Kitabevi, 2005), s.94.

Para vakıfl arı Osmanlının kredi sistemine bulduğu çözüm

1513

ödünç yoluyla bir gelir elde etmek olan kişi, riba yasağı nedeniyle doğrudan ulaşamadığı sonuca dolaylı bir yoldan ulaşmaktadır. Pek hoş karşılanmamakla beraber insanların ihtiyaçlarının başka türlü karşılanamaması gibi durumlar gerekçe gösterilmek suretiyle câiz görülen bu uygulama kanun dışı faizciliğe karşı alternatif bir kredi ve finansman yolu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Vakıf paraların işletilmesinde “muamele-i şer’iyyenin” yanında gayrimenkul ipotekli kredi olarak tanımlayabileceğimiz işlemlerin de uygulandığı görülmektedir. Ayrıca, teorik tartışmalarda mudarabe3 usulünün de gündeme geldiği, ancak uygulamada tercih edilmediği anlaşılmaktadır.

Para vakıflarının kendine has birtakım fonk-

siyonlar da icra ettiği görülmektedir. Bunlardan birincisi şahısların nakit ve kredi ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Para vakıfları vasıtasıyla kredi işlemleri bir anlamda kurumsallaşmış, kredi arzının artması ve kişilerin kredi ihtiyaçlarının

karşılanması için kurumsal bir altyapı oluşturulmuştur. Para vakıfları bu fonksiyonları ile piyasada yüksek faiz oranları ile yapılan ribahorluk (faizcilik) işlemlerine de bir alternatif olarak karşımıza çıkmakta, kredi maliyetlerinin belirlenmesinde ve bu alanda piyasa istikrarının sağlanmasında önemli bir fonksiyon icra etmektedir. Nitekim tefeciler tarafından uygulanan %40, %50 gibi yüksek faiz oranlarına karşılık para vakıflarının yaptığı işlemlerde muamele oranları %10 ile %20 arasında değişmektedir.

Para vakıflarının ikinci fonksiyonu hayır yap-

3 Mudarabe bir tarafın sermaye koyması, diğer tarafın işletmeyi üstlenmesiyle kurulan kâr paylaşımı esasına dayalı ortaklığı ifade eder.

Resim 1 Âşık Çelebi tezkiresinde

Ebussuud Efendi

PARA VAKIFLARI

mak isteyen ancak yeterli malî gücü olmayan, ya da malî gücü yeterli olmakla birlikte vakıf olmaya elverişli gayrimenkul bulamayan kişilerin de hayır yapmalarına imkân tanınmasıdır. Bu şekilde vakıf sisteminin daha da genişlediğini söyleyebiliriz.

Para vakıflarının özellikle aynı yaşam ve faaliyet alanına sahip olan ve benzer risklere maruz kalan grupların bireyleri arasında bir dayanışma ve sosyal güvenlik müessesesi olarak geliştirildiği görülmektedir. Özellikle yeniçerilerin orta sandıkları, esnaf birliklerinin kendi arasında oluşturduğu esnaf sandıkları ile mahalle ve köylerde kurulan avârız4 vakıfları toplumun belli kesimlerinin kendi aralarındaki ortak faaliyetlerinin yürütülmesi, ortak ihtiyaçların karşılanması, dayanışmanın artmasında ve malî sıkıntıya dü-

şen mensuplara ya da ailelerine yardım edilmesi gibi hizmetler görmüşlerdir. Bu açıdan para vakıflarının, sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası gibi fonksiyonlar icra ettikleri söylenebilir.5

Bursa’daki 516 adet birbirinden farklı para

vakfına ait 1775-1776 senesi muhasebe kayıtlarında, vakıflardan kredi çeken 5.887 kişiye rastlanmıştır. 18. yüzyılın ikinci yarısında Bursa’nın nüfusunun yaklaşık olarak 65.000 civarında olduğu bilindiğinde, vakıflardan kredi çekenlerin sayısının toplam nüfus içerisindeki payının % 9 olduğu görülmektedir.

Para vakıflarında geçerli olan % 11-13 civarındaki kâr oldukça sabit bir oran olup güçlü bir şekilde faize işaret etmekteyse de, aslında ortada İslam hukuku açısından faiz söz konusu değildir. Zira İslam hukuku açısından para vakıfları-

4 Bir vergi olup başlangıçta, savaş zamanlarında, olağanüstü harcamaları gerektiren durumlarda alınmakta iken zamanla olağan vergiler kapsamına girmiştir. 5 Tahsin Özcan, Osmanlı Toplumuna Özgü Bir Finansman

Modeli: Para Vakıfları, Çerçeve Dergisi, Ekim 2008, 48/124-128.

Resim 2 Bir arzuhalci

nın sermayelerini işletmek için en yoğun olarak kullanmış oldukları istiglal (rehin) yöntemi aslında satış, satılan malın satışı yapan tarafından tekrar kiralanması ve sonunda tekrar satın alınmasını içerir. Bu işlemlerin ayrı ayrı hiç biri de şeriata aykırı olmadığından Çizakça’ya göre; iktisatçılar faiz, İslam hukukçuları da faiz değildi demekte haklıdırlar.

Tahsin Özcan Üsküdar para vakıflarının %90 oranında muamele-i şer’iye (çok büyük çoğunlukla istiglal) içerdiği ve mudaraba’ya çok nadiren rastlandığını ortaya koydu. Bu durumun bir diğer anlamı da para vakıflarının girişimcileri finanse etmemiş olmalarıdır. Nitekim Bursa para vakıflarının yatırımlarına baktığımızda önemli miktarda sermayenin büyük tüccarlardan oluşan az sayıda bir girişimci grubuna dağıtılmadı-

ğını görüyoruz. Tam tersine, bu yatırımların çok sayıda kişiye küçük miktarlarda tüketim kredisi olarak dağıtılmış olduğu ortaya çıkıyor. Burada akla, para vakıflarının ülkenin tamamında aynı şekilde, yani girişimcilerden ziyade tüke-

ticilere kredi verip vermedikleri, gelmektedir. Barkan-Ayverdi çalışmasında önemli bir istisna vardır ve büyük sermayeli bir para vakfının şartları arasında sermayesinin güçlü tüccar ve sanayicilere kredi olarak verilmesi belirtilmiştir. Ayrıca Venedik arşivlerindeki Osmanlı dokümanlarının yayınlanmasından sonra bu dokümanları inceleyen Suraiya Faroqhi, 1589 yılında Saraybosnalı bazı tüccarların o bölgedeki para vakıflarından sermaye temin ederek Adriyatik üzerinden Venedik’le ticaret yaptıklarını ortaya çıkardı. Bir başka deyişle, Bursa para vakıfları-

nın tüketici ağırlıklı kredi vermesine karşın Saraybosna vakıfları tüccarları tercih ediyorlardı. Faroqhi’nin çalışmasından ortaya çıkan bir diğer yan ürün Saraybosna’da da para vakıflarının mudaraba ile finansman sağlamamış olduklarının teyit edilmesidir.

Çizakça Bursa’dan İstanbul’a doğru bir sermaye akışı olasılığından bahseder. Nitekim 1555-1823 arasında Bursa para vakıflarının %11 ile 13 arasında bir faizle kredi verirken, İstanbul sarraflarının bu kaynağı % 12-13 faizle ele geçirip daha sonra İstanbul’daki Fransız tüccarlarına % 20-25 faizle aktarmış oldukları anlaşılıyor.6

1456-1551 tarihleri arasında İstanbul’da tesis edilmiş olan 2.517 vakıfan 1.161 i (yâni % 46,12 si) tek başına veya diğer bazı gayrimenkullerle bir arada faizle işlettirilecek paralarla kurulmuş

bulunmaktadır. İstanbul Evkafı Tahrir Deferi’nde yer almış olan para vakıflarının çoğunda faiz haddi ayrıca tayin edilmemiş ise de, elde edilen yıllık faiz geliri miktarlarından, vakıf paraların umumiyetle “on’u on bir” (yâni % 10) üzerinden

faize verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bazı nadir kayıtlarda ise “on’u on birden eksiğe ve ziyadeye virilmeye” veya “on’u on bir ve rubu‘” (yâni % 12,5) veya “on’u onbir ve sümün” (yâni 11,25) üzerinden faize verilmeleri şart koşularak bazı değişiklikler yapılmış bulunmaktadır. Pek nadir bir kaç para vakfında, o da sermayenin bir kısmının her hangi bir sebeple zayi olması hâlinde, tekrar eski miktarını bulup tamamlanabilmesi için, bir müddet faiz haddinin “on’u onbir buçuk” hesabı üzere % 15’e yükseltilebileceği belirtilmiştir.

6 Murat Çizakça, İktisat Tarih Açısından Vakıflar, Vakıflar Dergisi, 2019: 80. Yıl Özel Sayısı.

PARA VAKIFLARI

Türlü bakımlardan incelenmeye değer görülen bu kayıtlar, İslam dininde faizciliğin muhtelif şekillerinin kesin şekilde yasaklanmış olmasına rağmen, Osmanlı’da bir takım “şer‘î hile” ve hukukî inceliklerle dolambaçlı yollardan (makul ve mutedil sınırlar dâhilinde olmak şartıyla) resmen kabul edilerek tatbik edilmiş olduğunu göstermeleri itibarıyla bilhassa büyük ehemmiyet arz etmektedirler.

Barkan’a göre; İslam hukukunda “mu‘âmele-i Şer’iyye” ismiyle tanınan bu danışıklı faiz alma yolları, esas itibariyle, faizi bir alışveriş işlemi arkasına saklamaktan ibarettir. Haramdan kaçınılmak için genellikle başvurulan bu yol tamamen şeklî bir takım hukukî hilelerden ibaret-

tir ve bu usul sayesinde aslında haram olan faiz, araya sokuşturulan bir alım-satım ve hibe muamelesi ile meşru bir şekle girmiş olmaktadır:

Meselâ, vakfın mütevellisi, borç alacak olan şahsın bir malını vakıf namına peşin para ile yüz liraya satın aldıktan sonra, aynı malı o kimseye yüz on liraya satıp onu, bu miktar üzerinden bir vade ile borçlandırırsa, ödünç alınan yüz liranın fâizi olan on liranın, böyle tamamen şer‘î gözüken bir hukukî muamele ile mahiyetini değiştirmiş olacağı farz ve kabul edilmektedir.

Bu suretle hayati zaruretler karşısında ticaret ve sanayi sahasında veya hayır işleriyle sosyal yardım kuruluşlarını desteklemek maksadıyla resmen müsamaha ile karşılanmak yolu bulun-

Resim 3 İstanbul’da Galata tarafi

muş olan makul ve mutedil bir faizcilik yanında bir başka faizcilik daha vardı ki kanuni olmayan şekil ve oranları ile örf ve âdetler hâlinde gizli ve örtülü olarak bütün şiddetiyle devam etmekte idi.

Murabaha7 sermayesinin bu türlü faaliyetinin yaptığı tahripleri gözleyen devletin bu dönemde sık sık fermanlar çıkararak faiz işlerini tanzime çalıştığı, faizciler için ağır cezalar tertip ettiği görülmektedir. Bu fermanlardan bazıları, Rumeli veya Anadolu’daki bütün kadılara yapılmış umumî ıslahat tamimleri veya meşhur adlarıyla “adâlet fermanları” şeklini almakta olup, faiz hadlerini % 30 hattâ % 60’a kadar çıkaran ve köy arazisi üzerinde çiflikler ve ağıllar tesis etmiş olan ribahorları (faizcileri) lanetlemekte ve resmen cevaz verilmiş olan faiz hadleri dışında

borçlanmaları ve üstü-kapalı ve dolambaçlı bir şekilde yapılmakla beraber, aslında amansız bir murabahacılıktan ibaret olan mukaveleleri, kadıların kabul ve tescil etmemelerini ve bu şekilde daha evvel yapılmış tesciller mevcut ise, yeniden

tetkik edilip tashih edilmelerini emretmektedirler.8

Para vakıfları, Osmanlı Devletinin yıkılışına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Başlangıçta özerk bir halde mütevelliler tarafından idare edilen ve yerel kadılar tarafından denetlenen birçok vakıf, 19. yüzyılın ilk yarısında Evkaf Nezareti’nin kuruluşundan itibaren bu kurumun idare ve denetimine geçmiştir. Bu dönemde görülen modernleşme faaliyetleri esnasında, para vakıflarına da yeni düzenlemeler getirilmiştir. II. Meşrutiyet dönemine gelindiğinde ise, neza-

ret bünyesinde doğrudan para vakıfları ile ilgili birimler oluşturulmuştur. Bu dönemde Evkaf Nezaretinin hazinesinde vakıflara ait toplanan paralar, devlet hazinesinin açıklarını kapatmak için müracaat edilen bir fon niteliğini almıştır. 1908’de Evkaf-ı Hümâyun Nezaretine bağlı Nukud-u Mevkufe Sandıklarında 90.000 Osmanlı lirası bulunmaktadır. Nukud-u Mevkufe Kaleminin adı bir süre sonra Nukud-u Mevkufe Müdürlüğüne, daha sonra da Vakıf Paralar Müdürlüğüne çevrilmiştir. Vakıf paraları ile Evkaf Emlak Bankası ya da Evkaf Bankası adlarıyla birçok kere banka kurma girişimine çalışılmış, fakat bu iş kısa sürede halledilememiştir. En sonunda vakıf paraları 1954’te kurulan Türkiye Vakıflar Bankası’na devredilmiştir.9

7 Faizle para vermeye murabaha, faizle para verenlere murabahacı deniyordu. İzinsiz olarak yüksek faizle ödünç vermeyi âdet edinmiş kimseler için tefeci tabiri kullanılırdı. 8 Ömer Lutfi Barkan-Ekrem Hakkı Ayverdi, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri, 953 (1546) Tarihli, İstanbul 1970. 9 Cafer Çifçi, 18. Yüzyılda Bursa’da Para

Vakıfları ve Kredi İşlemleri, Tarih Araştırmaları Dergisi 23 (2004 ): 79-102.

PARA VAKIFLARI

8“Muamele-i Şer’iye” yolu bir takım hukukî hilelerden ibarettir ve bu usul sayesinde haram olan fâiz, araya sokuşturulan bir alım-satım ve hibe muamelesi ile meşru bir şekle girmiş olmaktadır: Meselâ, vakfın mütevellisi, borç alacak olan şahsın bir malını vakıf namına peşin para ile yüz liraya satın aldıktan sonra, aynı malı o kimseye yüz on liraya satıp onu, bu miktar üzerinden bir vade ile borçlandırırsa, ödünç alınan yüz liranın fâizi olan on liranın,

böyle tamamen şer‘î gözüken bir hukukî muamele ile, mahiyetini değiştirmiş olacağı farz ve kabul edilmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın para vakıfl arını serbest bırakan fermanı

Şeyhülislam Çivizâde Mehmet Efendi’nin karşı çıkması üzerine bir müddet uygulanan para vakıfl arı yasağının vakıf paralarının harcanması yüzünden birçok mescit, ibadethane ve benzeri hayratın atıl kalmasına yol açtığı, başta Ebussuud Efendi olmak üzere diğer önde gelen ulemanın caiz olduğu hakkında verdikleri fetva üzerine para vakıfl arının tekrar serbest bırakıldığına dair Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı.

3 Nisan 1548

Memleket kadılarına buyruldu;

Bundan önce para vakfı konusunda eski kazaskerim olan Çivizâde Mehmet’in “zayıf rivayet ir, çoğu müçtehit sağlam rivayete bakar, tescili de mümkün değildir, mütevelliler ekseriya “muamele-i şer’iye”8 edemediklerinden faize benzer” diye bana arz etmişti. Bunun üzerine “memleketimde kimse para vakfetmesin ve kadılar da tescil etmesinler” diye fermanım çıkmıştı.

Fakat memleketimde şimdiye kadar yapılmış olan para va-

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

kıfl arının mütevellileri ve vakfedenin varisleri bu fermanıma uyarak vakıf akçeyi harcadıkları için nice mescit, ibadethane ve benzeri hayrat atıl kalıp harap olduğundan ve hayır sahiplerinin çoğu da vakfetmek için gayrimenkul sahibi olmadıklarından hayratın azalmasına neden olduğu söylenmektedir.

Önceleri kazaskerim olup sonra müftü olan Mevlana Abdülkadir, Mevlana Ebussuud, önceki Anadolu kazaskeri Emir Mehmet, İstanbul kadısı Seyyit Muhyiddin ve sair ileri gelen ulema merhum Çivizâde’nin aksine it ifak halinde para vakfının sahih ve gerekli olduğuna fetva verip “bunun emsaline zayıf rivayetle amel olunmuştur ve zararı yoktur” dedikleri tarafıma arz olunduğundan şu şekilde fermanım çıkmıştır: Memleketimde eski zamanlarda geçerli olduğu gibi hayır yapmaya meyilli olup vakfetmek isteyen hayrat sahipleri akçeden olsun fi loriden9 olsun hangisini isterlerse vakfetsinler.

Buyurdum ki;

Fermanım vardığında bu emrimi her biriniz kazanızda olan bütün halka duyurasınız ki; “hayır sahibi bir kimse akçe veya altın vakfetmek isterse —büyük ulemanın vakfedilecek paranın ne yolla olacağını belirlediği şekilde— her ne vakfetmek isterlerse onu vakfedip mütevelliye teslim edeler.

Tescil sırasında üç imamın10 görüşüne göre paranın vakfının sahih olmadığı ileri sürülüp geri “vakfet iğim akçeyi kendi masrafl arıma harcarım” denirse, mütevelli de İmam Züfer rivayeti üzere vakfın sahih olduğu hakkındaki görüşe bakıp iptaline razı olmaz ise vaktin kadısı bu rivayet üzere vakfın sahih olduğuna hükmeder ki bu nedenle üzerinde icma olmuştur.

Hanefi mezhebine göre sadece “vakfet im” demek ve mütevelliye teslim etmekle vakfetme işinin tamamlandığına binaen caymak istese ve yeniden malına katmak istese vaktin kadısı iki imam Ebu Yusuf ve Muhammed yoluna uyarak vakfın tamamlandığına hüküm vereler. Daima bu görüşle amel edip bundan sonra bu görüşe muhalif iş yapmayalar. Bundan gayri muamele yenilenmesi için sicillere kaydet irmek isteyen mütevelliler kadı meclislerine varıp şeriatın izin verdiği üzere kadı huzurunda işlem yapıp sicille kaydet ireler.

Siz kadılar, bundan sonra kadı meclisinden başka yerde kimseye işlem yaptırmayasınız. “Muamele-i şer’iye” etmeden kimseye ribh (kâr) diye akçe aldırmayasınız ki Müslümanlar riba11 (faiz) şüphesinden emin olsunlar. Bu anlatılan hususlara naiplerinizi, hatiplerinizi ve imamları asla müdahale et irmeyesiniz. Her zaman bizzat kendiniz göresiniz. Göz at ıktan ve bu fermanın suretini her biriniz mahkemenizde saklanan ciltlenmiş sicilinize kaydet irdikten sonra vilayetin ileri gelenlerinden güvenilir bir kimsenin elinde emanet olarak saklayasınız ki sizden sonra gelecek vali ve kadılar şeriat gereğince bu fermanın içeriğiyle işlem yapıp bundan sonra şeriata muhalif iş görmeyeler.

Böyle bilesiniz, ona göre mukayyet olup tuğrama itimat kılasınız.

23 Safer sene 955 (3 Nisan 1548) tarihinde yazıldı.

Kastamonu İl Halk Kütüphanesi, 1117 Nolu Yazma: Mecmuatü’r-Resail, 197. Varak.12

9 Osmanlılar genellikle Avrupa kökenli altın paralara bu adı vermiştir. 10 Hanefî fıkıh kitaplarında “eimme-i-selâse” tabiriyle Ebû Hanîfe ve talebeleri Ebû Yûsuf ile Muhammed b. Hasan kastedilmektedir. 11 Elmalılı Hamdi Yazır

tefsirinde (1/952): “on kuruşa alınan bir şey on bir kuruşa satıldığı zaman aradaki fark olan bir kuruşa kâr (ribh) denilir. Riba ise meselâ birine bedeli bilahare alınmak üzere on lira borç verilir, bir müddet sonra yerine on lira on

kuruş alınırsa bu on kuruş ziyade açıktan bedelsiz verilmiş riba (faiz)dir” demektedir. 12 Bu belgenin çeviri yazısı şu makalede yayınlanmıştır: Mehmet Gel, “Kanuni’nin Para Vakfı Yasağını Kaldıran 1548 Tarihli Hükm-i Şerifi nin

Yeni Bir Nüshası”, Akademik Bakış, cilt 4 sayı 7, 2010.

PARA VAKIFLARI

Ahaliye yüksek faizle para veren tefecilerin engellenmesi

Alacahisar’da faizcilerin halka %15’ ten yüksek faizle para vermeleri yasak iken %50-60’a verdikleri, bu faizle para alan halkın sonra ödeyemeyip köyünü terk etmek zorunda kaldığı, bu durumun köylerin boşalmasına ve harap olmasına yol açtığı, %15’ten fazla faiz alınmaması hakkında ferman çıktığından bu gibilerin engellenmesi, dinlemeyenlerin isim ve eşkallerinin bildirilmesi, kendilerinin de tedip edilmesi.

5 Şubat 1610

Alacahisar beyine ve sancakta olan kadılara hüküm ki:

Sen ki sancak beyisin mektup gönderip sancağında onu on bir buçuktan (%15) yukarı işlemle akçe verilmek yasak iken bazı ribahorlar onunu on beşe-on altıya (%50-60) fukaraya akçe verip zaruret durumudur diye söz alıyorlar. Diğer ahali de bu şekilde alıp sonra ödemeye güç yetiremediklerinden çoğu kayıplara karışıp köyleri boş ve harabe hale geliyor. Bu şekilde Müslümanların başı dara düşmekte olduğundan murabahacıların kadı meclisine çağrılıp fazla alınmasın diye tembih olunduğu ve bunun da sicile yazılmış iken yine dinlenmeyip fazla aldıklarını bildiriyorsun.

Ellerinde olan hüccet (mahkeme belgesi) gereğince iş yapıp onu on bir buçuktan fazla alınmaması konusunda fermanım çıktığından buyurdum ki;

Vardığında bu konuda çıkan emrim doğrultusunda ellerinde olan hüccet gereğince iş görüp bu türlü murabahacılara onu on bir buçuktan fazlaya ribh (faiz) aldırmayıp fakir halkı bu şekilde rencide et irmeyesin. Eğer emrim hilafına onu on bir buçuktan fazlaya almak isteyenler olursa engelleyip uzaklaştırasın, yasağa uymayanları isim ve eşkâlleriyle yazıp arz edesin. Dinlemezler ise tedip edip emrim hilafına kimseye bir iş yaptırmayasın.

A.DVNS.MHM.d, 78/1997

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

Tefecilerin yüzde ondan fazla faiz ile borç vermesinin engellenmesi

Vergi toplanacağı zamanlarda tefecilerin halka yüzde ondan fazla faiz ile borç vermeye kalkışmalarının ve haraç toplamaya gelen memurların fazladan para istemelerinin engellenmesi.

1570

Sağ kolda13 olan kadılara fermandır,

Hala kadılığınız altında bulunan yerlere haraç ve koyun hakkı toplamaya gönderilen memurların bazı kimselerden mektuplar ile gidip halka eziyet et ikleri ve bazı varlıklı tefecilerin de haraç toplanması zamanında akçeyi ona onbirden daha fazlası ile işlem yapıp fakir halka fevkalade zulüm et ikleri işitildi.

Şimdi bunlar gibi mektup gösterenlerden mektupları alınıp, emrimden ziyade haraç ve koyun toplama işinde akçe aldırılmaması ve ona on birden fazlasına tefecilere halka akçe verdirilmemesi emrim olmuştur.

Buyurdum ki, fermanım gelince o mektupları var ise ellerinden alıp bir keseye koyup buraya gönderesin. Olan örf ve kanundan ziyade emrime muhalif haraççıya akçe aldırmayasın. Eğer halkın haracı ödeyecek parası olmayıp ta tefeciden akçe aldıklarında ona on birden ziyade ile verdirmeyip şeriata muhalif olmaktan çekinesin. Şöyle ki tefeciler ona on birden fazlasına halka akçe verirler ise şeriata ve kanunlarıma uygun olmayan hareket e bulunmuş olurlar. Bunun gibi tefecileri isim ve şöhretleriyle yazıp hangi mahalde sakinler ise ayrıntılı ve açık bir şekilde tarafıma arz edesin.

Şöyle ki, eğer kullarım fazla akçe alır, tefeciler de ona on birden fazlasına halka akçe vermeye kalkarlar da buraya şikayeti gelirse asla özrünüz kabul edilmeyip en şiddetli şekilde cezalandırılmanız kaçınılmazdır.

Ona göre halktan, kullarıma olsun tefecilere olsun, fazla akçe aldırmayasın.

22 Ekim 1570

A.DVNS.MHM.d, 14-1/784

13 Bir yol ve güzergâh üzerinde bulunan şehirler hakkında kullanılan bir terimdir. Tanzimattan önce Osmanlı ülkesi bir takım kollara bölünmüş idi. Devlete ait emirler bu kolları takiben gönderilen memurlar ile mahalli yetkililere tebliğ

olunurdu. Fermanı götüren çavuş takibettiği güzergâhtaki şehirlere uğrar ve fermanın örneğini mahkemenin sicilline kaydettirdikten sonra oradan diğer şehre ve nihayet bu şekilde o kolun sona ereceği şehrin son sınırına kadar giderdi. Rumeli’nin sağ kolu; İslimye, Varna, Tırnova, Rusçuk, Tolça tarafl arı,; Anadolu’nun sağ kolu Kocaeli, Hüdavendigar, Biga, Karası, Saruhan, Suğla, Aydın Menteşe, Teke, İçel livaları idi. (Mehmet Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü.)

PARA VAKIFLARI

Vakıf parasından aldıkları borcu ödemeyenler

Şehirköy nahiyesi sakinlerinden bazılarının Gülhane Ocağı vakıf parasından aldıkları borç parayı ifl as ettik diyerek ödemediklerinden kefi lleriyle birlikte İstanbul’a getirtilmeleri.

1714

Hassa Bostancıbaşısına ferman,

Hasbahçe Gülhane Ocağı Gülcübaşısı gelip Gülhane Ocağı Ortası vakıf parasından Şehirköy nahiyesine bağlı Fanoz köyü sakinlerinde yüz on beş kuruş, Yorgi adlı gayrimüslimde elli yedi buçuk kuruş vakıf parası -yine aynı köyden Soma ve Duka adlı gayrimüslimler kefaletiyle- alacağı olduğunu, asıl borçlulardan ödemelerini istediğinde kendilerinin ifl asa sürüklendiklerini belirt ikleri, kefi llerinden tahsil etmek istediğinde ise kanuna uygun olmayarak ödemede ayak sürüdüklerini bildirmiştir.

Sen Bostancıbaşı olarak bilgin dahilinde adı geçenleri İstanbul’a getiresin diye bu ferman yazılmıştır.

16 Ocak 1714

A.DVNS.MHM.d, 121/1318

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar