1567 / Kültür & iletişim

Dünya Türkler sayesinde kahve ile tanışıyor: 1500’ler, Osmanlıyı karıştıran kahvenin yüzyılı

Bir içeceğin gündelik hayatı, sohbeti ve kamusal mekânları dönüştürmesi.

Kitapta 14915811 dk. okuma
1567

Kültür & iletişim

DÜNYA TÜRKLER SAYESİNDE KAHVE İLE TANIŞIYOR

The Washington Post’ta yayınlanan “Amerikalılar kahve dükkânları için Osmanlı Sultanı I. Selim’e teşekkür etmeli” başlıklı yazıda: “kahvenin aslında bir Osmanlı tarihi olduğu, Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa ve Amerika’da da tarihin akışına ve kültürel hayata yön verdiği” belirtilirken “Hepimiz kültürümüzün ve tarihimizin önemli kısımlarını tarihin en önemli imparatorluklarından Osmanlı İmparatorluğu’na, özellikle de 500 yıl önce yaşamış bir padişah olan I. Selim’e borçluyuz” denilmekteydi.

Ortadoğu ve Akdeniz çevresinde 12. yüzyıldan beri tanınan kahvenin, ancak 14. yüzyılda keyif verici bir içecek olarak yaygınlaştığı bilinmektedir. “Kahve” kelimesinin kökeni konusunda ileri sürülen görüşlerden en çok taraf ar bulanı Güney Habeşistan’da (bugün Etiyopya) başlıca kahve üretim merkezi “Kaff a”dan geldiği ve dolayısıyla Afrika’daki bu yüksek yayla bölgesinin

kahvenin anavatanı olabileceği şeklindedir. Bu görüşe göre kahve, Habeşistan’dan Yemen’e getirilmiş ve sonradan burada yetiştirilmiştir.

Kahveyi ilk keşfedenin Şazelî tarikatının kurucusu Ebu’l-Hassan Şazelî (ö. 1260) olduğuna inanılır. Bu inanç Şeyh Şazelî’nin kahveci esnafı tarafından “pir” kabul edilmesine neden olmuş ve Osmanlı döneminin sonlarına kadar İstanbul’daki kurukahveci dükkanlarına asılan “Ya Hazret-i Şeyh Şazelî” levhalarıyla kendi ifadesini bulmuştur. Yemen’in ardından Mekke ve Kahire’de tanınan kahvenin Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferini takip eden yıllarda tüccarlar tarafından 1519’da İstanbul’a getirildiği söylenir.1

Kahve Habeşistan’da önce yiyecek olarak ortaya çıktı. 15. yüzyılın başlarında Yemen’de tanınarak yüzyılın sonlarından itibaren içecek halinde yaygınlık kazandı. 16. yüzyılın başlarında Mekke ve ardından Kahire’ye, yüzyılın orta-

Dünya Türkler sayesinde

kahve ile tanışıyor 1500’ler, Osmanlıyı karıştıran kahvenin yüzyılı

1 Ekrem Işın, “Kahvehaneler”, Tarih Vakfı İstanbul Ansiklopedisi.

1567

larına doğru İstanbul’a ve nihayet 17. yüzyılın ortalarında önemli Avrupa merkezlerine ulaştı.

Osmanlı topraklarına kahvenin kesin olarak ne zaman girdiği, İstanbul, Anadolu ve Rumeli’de hangi tarihten itibaren kullanılmaya başlandığı tartışmalıdır. Kâtip Çelebi’nin 1543 yılında gemilerle İstanbul’a kahve geldiğini, fakat yasaklayıcı fetvalar sebebiyle tepki gördüğünü yazması ve Cezîrî’nin de İstanbul’da padişahın kahveyi yasakladığı haberlerinin aynı yıl hac mevsiminde Mekke’de yayıldığını belirtmesi kahvenin çok daha önceleri İstanbul’da tüketilmeye başlandığını gösterir. 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren kahvehanelerin kapatılmasına ait hükümlerin varlığı da kahvenin daha erken

tarihlerde kullanıldığına işaret eder. Âlî Mustafa Efendi İstanbul’da ilk kahvehanelerin açıldığı tarihi 1553, Peçuylu İbrahim ise 1555 olarak verir.

Kahvenin içilmesiyle ilgili olarak Osmanlı uleması tarafından da çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman’ın başhekimliğini yapan Mehmed Bedreddin Kosonî’nin kahveyi tıbben zararlı bulmamasına ve az içilmesi halinde bazı faydalarının olabileceği şeklinde görüş beyan etmesine karşılık kahve genellikle siyasî sebeplerden dolayı zararlı bulunmuş ve aleyhine fetvalar verilmiştir. 16. yüzyılda kahveyle ilgili olarak iki şeyhülislâmın fetvası büyük önem taşımaktadır. Bunlardan biri Ebussuud

Resim 1 Kavrulmuş kahve

çekirdeği

DÜNYA TÜRKLER SAYESİNDE KAHVE İLE TANIŞIYOR

Efendi’ye, diğeri Bostanzâde Mehmed Efendi’ye aittir. Ebüssuud Efendi, daha çok kahvehanelerin durumunu dikkate alarak kahve ve kahvehaneler aleyhine fetva vermiş ve “fâsıkların içeceği” olduğu için kahvenin haram sayıldığını ileri sürmüştür. Ona göre “ehl-i hevâ” kahvehanelerde toplanarak tavla ve satranç oynamakta, sarhoşluk veren şurup ve ardından kahve içmektedir. Sarhoş olan bu insanlar namazlarını da ihmal ettiklerinden böyle yerlerin kapatılması gerekmektedir. Ebussuud Efendi bir fetvasında, kahveyi telehhî (vakit geçirme) maksadı gütmeden, sırf tıbbi faydaları dolayısıyla içmeyi helal kabul etmenin bile ihtiyaten tecdid-i iman gerektirdiğine yer vermiştir.2 Şeyhülislâm Bostanzâde Mehmed Efendi ise ilk meşihatı sırasında kahvenin lehinde fetva vermiştir. 1592 tarihli

bu fetvaya göre kahve sarhoşluk verici bir madde olmadığı gibi sağlığa faydaları olan bir içecektir.

Kahve meselesi Osmanlı’nın 16. yüzyıl gündemini meşgul eden konuların başında gelmektedir. Keyif veren bir içecek olarak keşfedilme-

siyle neredeyse bağımlılık yaratacak derecede tüketilmeye başlanması arasında yarım yüzyıl geçmesi yetmiştir. 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu hususta birçok arşiv kaydına tesadüf ediyoruz. 1559 yılında kahvehanelerin kapatılması için Humus kadısına bir ferman yazılmıştır.3 1565’te Halep ve Kudüs’teki kahvehanelerin kapatılması yine bir fermanla istenmiş4, 1566 yılında üç yüz yıldır kullanılan sebili yıktırıp kahvehane yaptıran Kudüs kadısı görevden alınmıştır.5 1567 yılında Eyüp’teki kahvehanelerin kapatılıp yeni kahvehane yapılmasına izin

verilmemesi istenmiştir.6 1568’te ise kapatılmalarına dair daha önce birçok ferman gönderilen İstanbul’daki kahvehanelerin hemen kapatılması istenir.7 1570 yılında orduda kahve pişirenleri tutup getiren üç yeniçerinin taltif edildikleri yönünde ilginç bir kayda rastlanır.8 1573 yılında Mısır Beylerbeyine gönderilen bir fermandan o yıla kadar getirilen kahveden vergi alınmadığı için çoğu tüccarın baharat getirmeyi bırakıp kahve getirmeye başladıkları bildirildiğinden bundan böyle baharattan alındığı gibi kahveden de gümrük vergisi alınması istenir.9 1578 yılında Aydın ve Tire Beyine yazılan fermanda: “halen kazanızda kahvehaneler olup daima bazı tiryakiler toplanıp çeşitli fenalıklar ortaya çıktığı, kendileri de işlerinden geri kaldığı duyuldu. Şimdi Tire olsun diğer yerler olsun kahvehanelerin kapatılması için fermanım çıkmıştır. Buyurdum ki varınca kazadaki kahvehaneleri emrim gereği kaldırıp emrime muhalif iş yapmaktan kaçınasın” denilmiştir.10 1583 ve 1585 yıllarında İstanbul’daki kahvehanelerin kapatılması konusun-

da tekrar tekrar fermanlar çıkarıldığı görülür.11 Bunca yasak fermanına rağmen 16. yüzyılda neredeyse salgın gibi Osmanlı topraklarının dört bir tarafında yayılan kahve tiryakiliğinin önüne geçilemeyecektir.

Bu yasaklara rağmen kahve tüketimi İstanbul’da giderek arttı. D’Ohsson’a göre II. Selim ve III. Murad dönemlerinde küçük kahve ocakları dâhil İstanbul’daki kahvehanelerin sayısı 600 dolayında idi. Ulema sınıfının da rağbet etmesiyle buraları ilmî sohbetlerin yapıldığı toplanma mahalli haline geldiği gibi bazen da çeşitli

2 Pehlul Düzenli, “Şeyhülislam Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında Osmanlı Sünniliği”, Marife, 5/3, (2005): 259-286. 3 BOA.A.DVNS.MHM.d, 3/290. 4 BOA.A.DVNS.MHM.d, 5/612; 6/1218. 5 BOA.A.DVNS.MHM.d, 5/1248. 6 BOA.A.DVNS.MHM.d, 7/155. 7 BOA.A.DVNS.MHM.d, 7/1453. 8 BOA.A.DVNS.MHM.d, 8/98. 9 BOA.A.DVNS.MHM.d, 22/650. 10 BOA.A.DVNS.MHM.d, 35/544. 11 BOA.A.DVNS.MHM.d, 48/968; 58/178.

isyan hareketlerinde halkın tahrik edildiği yerler olmuştur. Bundan dolayı 17. yüzyıl boyunca da zaman zaman bu gibi yerlerin açılması yasaklanmıştır. I. Ahmet zamanında Sadrazam Derviş ve Nasuh paşaların kahvehaneleri kapattıkları bilinmektedir. En şiddetli tepki IV. Murad döneminde görülmektedir. 26 Ağustos 1633’te Cibali’de başlayan ve şehrin önemli bir kısmını etkileyen yangının kahvehanelerde tütün içenler yüzünden çıktığı haberi üzerine Kadızâde Mehmed Efendi’nin telkiniyle kahve ve tütünün “bid‘at-ı seyyie” olduğu konusunda Şeyhülislâm Ahîzâde Hüseyin Efendi’den fetva alınmış, 2 Eylül 1633 tarihli bir fermanla başta İstanbul olmak üzere bütün Osmanlı şehirlerinde bulunan kahvehaneler kapatılmış, bu arada sadece Eyüp ve civarında 120 kahve dükkânı yıktırılmıştır.

17. yüzyılda resmî devlet erkânının toplantılarında kahve ikram edilmeye ve kahvenin merasimlerde önemli bir yer tutmaya başlamasından sonra kahve tüketimi oldukça arttı. Kahve tüketiminin bu derece yayılması ve gündelik

kullanım maddeleri arasına girmesiyle de kahve ticareti büyük önem kazandı. Her yıl Yemen’den Mısır’a gelen 5.000 ton kahvenin yarısı İstanbul’a ve diğer Osmanlı şehirlerine götürülüyordu. Ancak çok rağbet gördüğünden ve düzenli olarak İstanbul’a gelmediğinden hem darlık yaşanıyor hem de fiyatı artıyordu. Hatta kahve yapımı için leblebi, nohut, kuru kestane, bulgur, badem vb. şeyler bile kullanılıyordu. Kahve genellikle attar esnafının sorumluluğu altında bulunuyordu ve İstanbul’da satıldığı dükkânlar belli idi. Evliya Çelebi’ye göre İstanbul’da kahve

satan esnafın sayısı 500, dükkân sayısı ise 300 kadardı.

Devamlı tüketim maddeleri arasına girmesine rağmen ihtiyaç fazlası kahvenin Avrupa ülkelerine götürülmesine izin verildi. 17. yüzyılın ortalarına doğru Avrupa’nın önemli şehirlerinde kahve içimi yayılmaya başladı ve Yemen kahvesine olan ilgi giderek arttı. Venedik’te ilk defa 1615’te açılan kahvehane 1645’te bütün İtalya’ya yayıldı. 1644’te Marsilya’da, 1650’de Londra’da, 1651’de Viyana’da, 1669’da Paris’te kahvehaneler açıldı.12

On yedinci yüzyılda Avrupalı tüccarlar Osmanlı’da gördükleri kahveyi alıp kendi topraklarına götürdüklerinde Avrupa’da kahve hakkında ilk siyasî tartışmalar yaşandı. Kahve genellikle bir Müslüman içkisi olarak tanınmış

olmasından dolayı Papa’nın hışmına uğradı ve Hristiyanların içmesini yasak etti. Fakat kahvenin yaygınlaşmasına engel olunamayınca nihayet 17. yüzyıl ortalarında Papa VIII. Clementus, kahve içmenin günah sayılmayacağıma dair fet-

va çıkardı. 17. yüzyılın ortalarına doğru İspanyollar tarafından Amerika’ya götürülen kahve Yeni Dünyayı da sardı. Bu suretle doğudan batıya bütün dünyayı saran bir şöhret ve rağbete ulaştı.

Döneminin tanığı Kâtip Çelebi kahve hakkında şunları yazar:

“Aslı Yemen diyarından çıkıp tütün gibi dünyaya yayıldı. Kimi şeyhler Yemen dağlarını mesken edinip dervişleriyle bir tür ağaç yemişi bulup taneleri döğüp yerlerdi ve kimisi de kavurup suyunu içerdi. Yemen ahalisi birbirinden görüp şeyhler ve sofiler ve başkaları kullandılar. 1543

12 İdris Bostan, “Kahve”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA).

Resim 2 1620 yılına tarihlenen bir kahvehane minyatürü (Chester

Beatty Turkish Collection, T 439.9)

DÜNYA TÜRKLER SAYESİNDE KAHVE İLE TANIŞIYOR

sıralarında gemilerle Türkiye’ye geldiği zaman haram olduğuna fetvalar verildi. “Yanık olmasından başka toplu içilmesinde doğru yoldan çıkmış dinsizlere benzemek vardır”, dediler. Ebussuud Efendi’den naklederler ki getiren gemileri deldirip kahve yüklerini denize batırdı. Lâkin bu yasaklar ve şiddetler fayda vermeyip verilen fetvalar ve söylenen sözler halkın kulağına girmedi. Yer yer kahvehaneler açılıp büyük şevk ve rağbet-

lerle bir yere gelip içtiler. Hele keyif erbabının keyiflerini artırır, cana can katar bir hal olduğundan bir fincan uğruna can vermek yanlarında câiz oldu. Onların zamanından sonra gelen şeyhülislâmlar câiz olduğuna fetva verdiler.

Kahvehaneler kimi yasaklanarak, kimi izin verilerek birkaç yıl süründü. 1592’den sonra dince yasak sayılmaktan çıkarıldı, her yerde açıkça içilip her sokak başında bir kahvehane açıldı. Halk işten güçten kaldı. Alışveriş durduktan başka, padişahtan dilenciye varınca halk birbirini kesip biçmekle eğlenir oldu. Sultan Murat Han, 1633 sonlarında bu işi anlayıp halka olan şefkat ve merhametinden “bütün ülkede bulunan kahvehaneler bozulup bundan sonra açılmaya” diye ferman ettiler. O zamandan beri İstanbul kahvehaneleri, cahil kişinin yüreği gibi harap ve vi-

randır. Yine açılır ümidiyle kahvehane sahipleri bozmayıp kapamışlardı, Sonra çoğu, belki hepsi bozulup başka dükkanlar yaptılar. Lakin İstanbul’dan başka şehirler ve kasabalarda eskisi gibi açılıp içilir oldu. Bu türlü işler sonsuz olarak yasak kabul etmez.”13

Osmanlı’nın son tarihçilerinden Ahmet Refik te kahve konusunda ilginç şeyler aktarır:

“İstanbul’un gönül ehli, okuryazar zürafası kendilerine güzel bir toplantı yeri buldular. Az zamanda kahveler adam almaz oldu. Kahvelere gelenler, İstanbul’un ayak takımından değildi. Şair, edip, ilimden ve marifetten anlar ricalindendi. Her kahvehanede yirmi otuz köşede meclisler kurulurdu. Kiminde kitap okunur, dinlenir, kiminde tavla, satranç oynanır, seyredilir, kiminde en yeni gazeller ve kasideler vecd içinde

okunarak gönüller teshir olunurdu. Eşi, dostu kahvehaneye toplayıp “yaran cemiyetine sebep olmak için” ziyafet verenler de vardı.

Halkın bu rağbeti, kahvehanelerin sayısını da arttırdı. Kahvehaneler gittikçe revaç buldu. Ma-

zul kadılar ve müderrisler kahvehane meclislerinden ayrılmaz oldular. Vazifelerinden kaybettikleri zevki oralarda bulmak istiyorlardı. İlim ve zevk adamlarının kahvehanelerde toplanmaları devlet adamlarını kuşkulandırdı. Camilerde vaazlar başladı. Zararsız bir kahve için fetvalar çıkarmaktan da geri durmadılar. Fetvalar ardı sıra çıkınca, devlet adamları başlarından korktular. Fakat yine gizli gizli kahvehanelere devamdan geri durmadılar. Bu sefer, çıkmaz sokaklarda koltuk kahvesi diye kahvehaneler açıldı. Halk kâh bu kahvehanelere giderler, kâh dükkanlar

13 Katip Çelebi, Mizanü’l-Hak, haz. Orhan Şaik Gökyay, (İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser, 1980), s. 48-49.

Resim 3 İstanbul’da bir çarşı (Ansichten des Bosphorus und

Constantinopel’s, von Miss Pardoe, mit Bildern nach der Natur

gezeichnet von W.H.

Bartlett)

DÜNYA TÜRKLER SAYESİNDE KAHVE İLE TANIŞIYOR

ardında, arka kapıdan girerek kahvelerini içerler ve keyiflerini yaparlardı. Üçüncü Murad devrinden sonra kahvehaneler o kadar çoğaldı ki, halkın kahve içmesinin önüne geçmek ihtimali kalmadı. Müfüler dillerini değiştirdiler. Bu sefer “kömür hâline gelmez imiş, içilmesi caiz imiş” demeğe başladılar. Ortalık birden bire serbestledi. Meşayih de akın akın kahvehanelere doldular. Hatta devletin en ileri gelen vezirleri gelirlerini arttırmak için kahvehaneler yaptırdılar ve dükkanlarında halka kahve sattılar”.14

Kahvehaneler ve etrafında oluşan kültürel

ortam, daha çok Batılı seyyahlar ve ressamların dikkatini çekmiştir. Türk kahvesi ve kahvehanesi etrafında oluşan kültür o kadar geniştir ki, Batılı gezginlerden bazıları neredeyse bütün yazılarını bu konuya ayırmışlardır. Yunancada kahve ve kahvehane kültürüyle ilgili birçok kelime -çok az değişiklikle- Türkçedir. Bunlar; kafes (kahve), cezves (cezve), flincani (fincan), tabis (tabi), yedeki (yedek), delves (telve), kavurdistiri (kavurucu), kaynaki (kaynak), theryaklis (tiryaki), briki, kafenes (kahve evi, kahvehane), kafebriki, kafekuti olarak sıralanabilirler.15

14 Süheyl Ünver, Türkiye’de Kahve ve Kahvehaneler, (Ankara: Türk Etnografya Dergisi, 5/1962’den ayrıbasım, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1963) s. 39-84. 15 Cengiz Yıldız, “Türk Kültür Tarihinde Kahve ve Kahvehane”,

Türkler Ansiklopedisi, X, 635-639.

Resim 4 Tophane yakınlarında

bir kahvehane (Pittoresque de Constantinople et des

Rives du Bosphore, Antoine Ignace Melling,

1809)

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

Kahvehanelerin kapatılarak yeni kahvehane açılmasına izin verilmemesi

Eyüp’te şarap ve Tatar bozası satılması, çalgı çalınması ve çarşılarda tavla ve satranç oynanmasının yasaklanması; kahvehanelerin kapatılıp yeni kahvehane açılmasına izin verilmemesi; fahişelerin yakalanıp cezalandırılması ve esnafa, eksik satmamaları hususunda tembihte bulunulması hakkında Eyüp kadısına ferman.

4 Eylül 1567

DÜNYA TÜRKLER SAYESİNDE KAHVE İLE TANIŞIYOR

Eyüp kadısına ferman:

Halen Eyüp kasabasında ve etrafında bulunan mahallelerde ahlaksızlık ve fuhuş yapıldığı bildirildi. Şeriata aykırı şeyler yapılmasına rızam yoktur. Kasabanın mahallelerini araştırıp teftiş edesin. İçki içilir ve Tatar bozası yapılır ise engelleyesin. Odalarda fahişe varsa çıkarıp atasın. Ahlaksızlık ve fuhuş işleyenlerin haklarından gelinmek emrim olup buyurdum ki:

Bu konuda daima uyanık olup bu gibi içki içenleri, Tatar bozası işleyenleri engelleyip bulduğun fahişeleri hapsedip bundan sonra imamlara ve müezzinlere ve mahalle kethüdalarına gereği gibi tembih ve tekit edesin ki bu günden sonra mahallelerinde ahlaksız, fahişe ve sair kötü şeyler yapan kimseleri barındırmayıp defetsin, dinlemeyenleri yetkililere haber verip bildirsinler.

Bu günden sonra bir mahallede bir fahişe bulunursa veya ahlaksız ve kötü şeyler yapanlar olur da imam ve müezzin engellemeyip yetkililere de haber vermedikleri açığa çıkarsa onlara yapılacak muamelenin kendilerine yapılacağını bilsinler ona göre dikkatli olsunlar.

Ahlaksızlık ve kötü işler yapanlar eğer devlet adamlarından ise gelip ona göre haber versinler ki dirlik-

leri alınmak ile kalınmayıp çeşitli cezalar verile.

Subaşılar; fahişe avratları, hırsızları ve kötü kimseleri tenha yerde tutup altın ve akçelerini alıp serbest bırakır ve çalgı ile düğün edilip Subaşılara ücret verirler imiş. Bunu da görüp tembih edesin ki fahişe yakalandıkça getirip kanunen lazım geleni yapsınlar. Akçelerini alıp serbest bırakanları arz edesin.

Cami yakınında ve çarşıda tavla ve satranç oynayanları ve çalgı çalanları menedip her mahalle imamı ve müezzini mahallelerinde olan namaz kılmaz ve yalan şahitlikle tanınan kişileri korumayıp kasaba ileri gelenleri yardımıyla mahkemeye getirtip kanunla haklarından geline.

Kasabada bulunan kahvehaneleri kaldırıp bundan sonra kahvehane açılmasına izin vermeyesin.

Kasabada çalgı aletleri ve sair şeriata uygun olmayan şeyleri yasaklayıp, kefi lsiz kimse bırakmayıp çarşı sakinlerine de tembih edesin ki eksik satmayıp günlük tespit edilen resmî fi yat üzerinden satalar. Aksi davrananların haklarından gelesin.

Bu fermanımı sicile kaydedip daima içeriğiyle amel edesin.

A.DVNS.MHM.d, 7/155

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar