1717 / Sağlık

Çiçek aşısı: Batıya Osmanlı Türklerinin tanıttığı bir tedavi yöntemi

Osmanlı topraklarından Avrupa’ya taşınan tarihsel çiçekleme bilgisi.

Kitapta 2032109 dk. okuma
1717

Sağlık

ÇİÇEK AŞISI

Çiçek hastalığı tanımı tıp kitaplarına ilk defa

10. yüzyılda girmiştir. Bu zamana kadar muhtelif hastalıklar hakkında pek çok eserler meydana çıktığı halde çiçeğe dair bir satır bile yazılmamış ve bu konuda ilk bilgi bu yüzyılda Razi tarafından zikredilmiştir. Gerçekten Razi’nin yayınladığı yüzü aşkın tıp kitabından birisi de çiçek hastalığına aittir. Büyük Türk hekimi İbni Sina da bilahare çiçek hakkında pek çok şeyler yazmıştır. Hastalığın pek eskiden beri Çin’de bilindiği hakkında bazı söylentiler varsa da Çinlilerin bu hastalığı ne şekilde tarif ettikleri meçhuldür.

Razi’nin bu eseri Milâdî 1509 senesinde Venedik’te 1528 ve 1548’de Paris’te basılmış ve bu baskılar tekrarlanarak bu tarihlerden iki asır sonra yeniden basılmış pek yakın zamanlara kadar bu haliyle kalmıştır.

Hastalığın izah edilmesi şerefi İslâm ve Türk

hekimlerine ait olduğu gibi, aşı da öncelikle Türk memleketinde düşünülmüş ve uygulanmıştır. Çin’de çiçek kabuklarını sağlam olanların burnuna sokarak veya hastanın, cerahatli çamaşırlarım sağlamlara giydirdikleri, Hintlilerin sivilcelerden aldıkları irinleri sağlam insanların kollarında açtıkları yaralara sürerek çiçekleme ameliyatı yaptıkları bilinmekte ise de, bunların zaman ve tarihi hakkında da doğru bilgi yoktur.

Tarihte Hint ve Çin, Avrupalılarca daha fazla ilgi odağı olduğundan Avrupalıların aşıyı onlardan alması gerekirdi. Hâlbuki çiçek aşısının on yedinci yüzyılda İstanbul’daki Fransız elçisiyle, bilhassa İngiliz sefi resi aracılığıyla Türklerden alındığını en inanılır belgelerle kanıtlamak mümkün ve hatta kolaydır.

Türkler aşıyı pek basit bir surette yapıyorlardı. Hafi f çiçek çıkarmış olan çocukların kabarmış ve

Çiçek aşısı Batıya Osmanlı Türklerinin tanıt ığı bir tedavi yöntemi

1717

dolmuş çiçeklerinin içindekileri alıp henüz çiçek çıkarmayan bir çocuğun kolu hafifçe çizilerek sürülmesi aşıyı tamamlıyordu. Bu işlem sağlıklı olan çocuğu hafif bir surette rahatsız ederek sonunda bağışıklık veriyordu. Bu işleme ekseriya her sene tekrar başvuruluyordu. Türkiye’de çiçek aşısının uygulanmasında muhtelif usuller vardı. Bu usullerin en fazla uygulananları şunlardı:

Aşı, kadınlar tarafından yapılıyordu. Gerçekten birçok kadınlar vardı ki işleri yalnız bu aşıyı yapmaktan ibaretti. Aşı için en uygun zaman sonbaharın başlangıcı olup, büyük sıcaklar geçtikten sonra aile reisleri, aileleri içinde çiçek hastalığına tutulmuş kimseleri olup olmadığını birbirlerine sorarlar ve bir kişi bulununca birkaç aile toplanıp bu sanatkâr kadınlardan birisini çağırırlardı. Bu, oldukça önem verilen bir tören-

le yapılırdı. Genellikle şehri terk etme, kırlara çıkma yolu tercih edilirdi. Aşıcı kadın en mükemmel cinsten iltihabın bir ceviz kabuğu dolusu miktarını yanında getirirdi. Aşı açılacak bir damara sürülürdü. Hangi damarın açılmasının

arzu olunduğunu aile reisi belirlerdi. Çünkü açılacak yara ömür boyu bir iz bırakacağından bunun yüzde olması arzu edilmezdi. Buna bilhassa kız çocuklarında asla izin verilmezdi. Aşıcı aldığı cevaba göre iğne ile bir damar açardı. Rumlar genellikle biri alınlarında birer tane kollarında, bir de göğüslerinde olmak üzere haça benzeyen şekilde yaptırmayı inanç haline getirmişlerdi.

Çoğu aileler bu yeri kaybolmayan yaraları kollar bacaklar gibi vücudun kapalı taraflarındaki damarlara açtırıyorlardı. Oluşan iz, buralarda olursa güzelliğe bir zararı olmuyordu. Aşılanan

çocuklar sekiz gün içinde iyi oluyorlardı. Nadiren üç gün kadar yatakta yatıyorlar ve çoğunlukla bu müddet zarfında bile oyunlarını, neşelerini unutmuyorlardı. Yüzlerinde yirmi veya otuz kadar sivilce hemen çıkıyordu. Bu sivilceler hafif olduğundan kısa bir zaman sonra sönüyorlar ve yüzleri hiç bir hasta olmamış gibi tazeliğini koruyordu. Hep bu şekilde geniş ölçüde kitlelere çiçek aşısı yapılıyor ve bir tarafan çıkan hastalığın etrafa yayılması ancak bu şekilde önleniyordu. Türkiye’de bu usul hiç bir kimsenin itirazına eleştirisine hedef olmamış ve herkesçe kabullenilmişti.

On yedinci yüzyılda İstanbul’da bulunan Fransız elçisi bu hali alay eder gibi; “Başka yerde banyo yapıldığı gibi burada da eğlence makamında herkes çiçeğe yakalanır”’ diyordu. Fransız

elçisinin burun kıvırarak yaptığı bu alaya karşılık Türklerin toplum âdetlerini incelemeyi önemli bulan İngiliz elçisi Lord Montegu’nün genç eşi Lady Montegu bu uygulamaya olağanüstü önem vermişti. Lord Montegu Edirne’den Nisan 1717

tarihinde Madam S.C. ye yazdığı uzun bir mektubunu şu şekilde bitirmişti:

“Kimsenin aşıdan öldüğü görülmemiş. Bu uygulamanın iyiliğine ben de o derece inanıyorum ki sevgili yavruma yaptırmaya karar verdim. Vatanımı çok sevdiğim için bu usulün memleketimize girmesini istiyorum. Hekimlerimizin kendi çıkarlarını insanlığın iyiliğine feda edecek ve gelirlerinin önemli bir kısmının kaybolmasına razı olacak derecede çalışacaklarına inansam bunu özellikle onlara yazmaktan çekinmezdim. Fakat aksine onları kızdırmaktan korkarım. Kendileriyle iyi geçinmemek pek tehlikeli olur. İhtimal ki, İngiltere’ye

ÇİÇEK AŞISI

Resim 1 Lady Montagu ve oğlu

İstanbul’da iken

döndüğümde onlara bir savaş açmak cüretinde bulunurum.”

Madam Montegu’nun bu mektubu hiç bir iddia ile yok edilemeyecek derecede sağlam bir belgedir ve aşının Türkiye’den Avrupa’ya geçmesine bu mektup sebep olmuştur. Madam Montegu’nun mektubu ile İngiltere’de bilinen bu uygulama, orada defalarca yapılan deneyler üzerine kabul olunmuş ve sonuç Avrupa’nın başka memleketlerine oradan yayılmıştır. Fakat doğudan, bilhassa Türkiye’den çıkan bu kıymetli mal papazların aforozlarına uğramaktan kurtulamamıştı. “Allahtan gelen bir hastalığa ilaç yapmak emri ilahiye karşı gelmektir” gibi iddialar halkın

aşıya bakışı üzerinde kötü etkilerini göstermede gecikmedi.

Türkiye’de icat olunup Avrupa’ya kadar yayılan ve her tarafa iyi karşılanan çiçek aşısını ilk uygulayanın kim olduğu bilinmiyor. Bununla beraber bazı tarihi söylentiler mevcuttur. Aşının ilk defa Anadolulu Yörükler tarafından uygulandığı söylenir. Yörüklerden birisi bir iş için İstanbul’a geldiği zaman ortalığı müthiş bir çiçek salgınının kapladığını görür ve tanıdıklarına; “Bu zararsız bir hastalıktır der, bizim memleketimizde bu hastalıktan kimse ölmez, biz ineklerin memelerinde mevcut olup oradan çobanlarımızın parmaklarına bulaşan çiçekten

Resim 2 Edward Jenner çiçek

aşısı yaparken

ÇİÇEK AŞISI

alıp her sene çocuklarımızı aşılarız, onlar da bir daha böyle bir hastalığa yakalanmazlar”. Bu

söz ilgi çekmiş, bazı meraklılar denemişler ve faydasını görmüşler. Madam Montegu diğer bir mektubunda bunu bütün detayı ile anlatır. Bir rivayete göre de ilk uygulayanlar Çerkez, Abaza veya Gürcülerdir. Bilindiği üzere bu milletler köle ve cariye ticareti ile meşgul olduklarından ve sattıkları kadınların her türlü lekeden arınmış olması gerektiğinden çiçeği bir düşman olarak görmüşler ve aşıyı bularak uygulamışlardır. Fakat bu rivayet dikkate alınamayacak kadar zayıfır. Çünkü bir yüzyıl öncesine kadar Anadolu’da Yörükler arasında çiçek aşısı uygu-

laması eski usul üzere bilindiği halde Çerkez, Gürcü veya Abazalarda böyle bir şey yoktur.1

Tarihçi Cevdet Paşa’nın: “Aşı konusu tababete dâhil olup da Avrupa’dan Osmanlı memleketlerine girmeden bu hususun mevcut olduğunu bazı ihtiyarlardan öğrendim. Fakat mucidi kim ve ne vakit icat olundu bilemiyoruz” cümlesi de aşının halis muhlis Türk malı olduğunu gösteren belgelerdendir.

18. yüzyılın sonlarına doğru İngiliz hekimlerinden Jenner bu konuda deneylere başlamış

ve yirmi yıl süren incelemesini sonrasında 1798 senesinde buluşlarını yayınlamıştır. İngiltere hükümeti, Jenner’e ineklerden elde ettiği aşıyı

1 1846 yılında; Telkih-i Cüderi de denilen çiçek aşısının “vakt-i zuhuru ve bu illetin zaman-ı vukuu ile devlet-i aliyye etfalinin çiçek illetinden halâsı” çaresini Saray Baş Tabibi İsmail Efendi’ye padişahın şifahen sorması üzerine İsmail Efendi’nin hazırladığı müzekkirede aşının tarihçesi hakkında yukarıda Osman Şevki Uludağ’ın kaynak göstermeden aktardığı bilgiler nakledilerek bu konuda yapılması gerekenler sayılmıştır. (İ.MSM, 5/90).

Resim 3 Telkihhane, aşı üretim

merkezi. 19. yüzyıl

sonları

bulduğundan dolayı pek çok hediyeler vermiş ve Jenner’in bu konuda yazdıkları her dile çevrilmiş bu sayede aşı her yerde duyulmuştur. Jenner de bu sayede birçok ilmi kuruluşlar tarafından hediyeler ve nişanlarla ödüllendirilmiştir. Jenner’e büyük ün kazandıran bu aşının en büyük üstünlüğü öncelikle aşının kolaylıkla ve çokça elde edilmesinin mümkün olması, İkincisi de çiçek aşısından yüzde bir ölüm olduğu halde bunda katiyen ölüm olmaması idi.

Aslında Türkiye’de tatbik edilen bu aşıdan Jenner’den önce Amerika haberdar oldu. Amerika’da, Boston şehrinde din, vaaz, ilim, tarih ile uğraşan, hekim olmadığı hâlde hasta tedavi eden, uluslararası bir âlim olarak geçinen Cotton Mather, 1713’de, “Royal Society of London” cemiyetine üye seçilmişti ve bu cemiyetin yayınladığı “Transactions” adlı mecmuayı muntazaman alırdı. Böylece, 1721 yılında, Lady Montagu’nun yaptığı açıklamaları okuyup Türklerin nasıl çiçek hastalığını tedavi ettiklerini öğrendi. O zamanlar çiçek hastalığı Avrupa’da olduğu gibi Amerika’da ve Boston kentinde bütün şiddetiyle hüküm sürüyor, büyük ölümlere sebep oluyordu. Bu afete karşı gelmenin sırrını keşfeden Mather, hekim değildi. Bu yüzden yalnız hareket etmekten kaçındı ve Bostonlu Dr. Zabdiel Boylston ile anlaştı. On üç yaşındaki tek oğlu ile iki zenci çocuğunu aşılayan Dr. Boylston iyi sonuçlar elde edince bu koruyucu tedbiri herkese tatbik etmek istedi. Fakat o da, tıpkı Lady Montagu gibi, büyük tepkilerle karşılaştı. Buna rağmen birkaç yıl sonra aşılama bilhassa Benjamin Franklin’in kuvvetli teşvikiyle Amerika’da revaç gördü ve çi-

çek aşısının keşfine kadar (1798) çok kullanıldı.2

Özetlersek aşı, memleketimizde yapılan bir nevi basit bir işlem gibi iken Avrupa tıbbına girmek suretiyle gelişme göstermiştir. Gariptir ki aşı Türkiye’den Avrupa’ya gittiği vakit nasıl papazların şiddetli itirazlarına uğramışsa ufak bir değişiklik geçirip tekrar Türkiye’ye dönüşünde aynı saldırıya maruz kalmıştır.3 Nitekim 1846 yılında Saray Baştabibi İsmail Efendi’nin hazırladığı rapor üzerine devletin en üst kuruluşu Meclis-i Vala’da yapılan görüşmeler sonucunda İstanbul’da başlanılan çiçek aşısı uygulamasının diğer vilayetlere de yaygınlaştırılması uygun görülmüştü. Bu konuda padişahın emri yanında Şeyhülislamlıktan alınan; aşının dinen sakıncalı olmadığına dair fetvanın da vilayetlere gönderilmesi kararlaştırılmıştı.4

2 Emine M. Atabek, “Hollandalı Hekim H. Boerhaave’nin “Aphorisma” larının Türk Tıp Tarihindeki Yeri”, Tıp Tarihi Araştırmaları, (İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı Ve Tıp Tarihi Bilim Dalı Yayınları, Özel Seri No: 1, 1986), 25-44. 3 Osman Şevki Uludağ, Beşbuçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi,

(Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991), s. 143-158. 4 Bu konuda bkz. A.MKT, 64/54; A.DVN, 23/10.

ÇİÇEK AŞISI

5 1837 senesinde oluşturulan meclis. Tanzimat’tan sonra işlerin çoğalması münasebetiyle “Meclisi- Âli-i Tanzimat” ve “Meclis-i Ahkâm-ı Adliye” birleştirilerek yine “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye” adı altında bir meclise

dönüştürülmüştür. 1867 tarihinde bu meclis tekrar “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” ve “Şûra-yı Devlet” olmak üzere

iki kısma ayrılmıştır. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü).

Devletli Efendim Hazretleri,

İstanbul’daki çocuklardan henüz çiçek çıkarmamış ve aşılanmamış olanları aşılamak üzere Beyazıt civarında bulunan aşı noktası gibi Üsküdar ve Eyüp’te birer aşı noktasının açılması ve Boğaziçi’nin sağ ve sol tarafl arı için de uygun tabiplerin görevlendirilmesi padişahımız tarafından emredil-

mişti. Üsküdar’da Ahmediye Medresesinde bir yer, Eyüp’te de bir eczane hazırlanmış ve açılmak üzeredir. Boğaziçi’ne de gerekli tabipler tayin olunacaktır. Bu durumun, aşı olmanın dinen hiç bir mahzuru olmadığı da eklenerek ilan olunması Saray Baş Tabibi (İsmail) Efendi tarafından yazıyla bildirilmişti.

Gelen yazı Meclis-i Vala’ya5 havale olunması üzerine bu konuda kaleme alınan mühürlü mazbatada; aşı yapılmasına müsaadeye Şeyhülislamlık tarafından fetva verildiği, İstanbul sakinlerinin ise yararlarını önceden tecrübe etmiş oldukları, Allah uzun ömürler versin, padişahımızın herkes hakkında olan merhamet ve lütufl arından olarak anılan noktaların açılması ve Boğaziçi’nin sağ ve soluna tabip tayini pek isabetli bulunmuş olduğundan bildirildiği gibi uygun şekilde özel kağıtlarla ilan edilip duyurulmasının münasip bulunduğu beyan edilmiştir. Padişahımız tarafından da görülmesi için adı geçen mazbata ve yazı tarafınıza gönderilmiştir. Muvafık bulunur ise gereğinin yapılmasına girişilecektir.

10 Şaban 1262 (4 Ağustos 1846)

Arz olunur ki,

Bu Sadaret tezkiresi ve adı geçen mazbata ve yazıdan padişahımızın bilgisi olmuş, beyan edilen noktaların açılması, Boğaziçi’nin sağ ve soluna tabip tayini münasip görülmüştür. Durumun bildirildiği gibi özel kağıtlarla ilan edilip duyurulması padişahımızın emridir. Adı geçen mazbata ve yazı tekrar tarafınıza iade edilmiştir.

12 Şaban 1262 (6 Ağustos 1846)

İ.MVL, 79/1570

Çiçek hastalığına karşı aşı çalışmaları

Çiçek hastalığına karşı İstanbul’daki çocukların aşılanması için Beyazıt’taki gibi Üsküdar ve Eyüp’te de birer aşı noktasının hazırlandığı, Boğaziçi’nde de bu iş için tabipler görevlendirildiği, aşı olmanın dinen bir sakıncası olmadığı hakkında fetva da bulunduğu şeklinde duyurular yapılması.

4 Ağustos 1846

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar