Ulaşım & mühendislik
DÜNYANIN İLK DENİZALTISI
Gerçek anlamda denizaltı tasarımları 15. yüzyılda başlamıştır. 1465’te Konrad Kyeser, 1500 yılında Leonardo Da Vinci, 1578 yılında William Bourne, 1603 yılında Cornelius Van Drebbel, 1797 yılında Robert Fulton 1720’da Osmanlı tersane mimarı İbrahim Efendi gibi araştırmacılar denizaltı gemisini geliştirmişlerdir. Ancak nerdeyse 19. yüzyıla kadar denizaltı gemisi deneysel bir araç olarak kalmış, gelişimi oldukça ağır bir yol izlemiştir.1
İngiliz Drebbel’in 1620’de İngiliz Kraliyet Donanması için çalışırken ilk denizaltısını inşa ettiği söylenir. Drebbel’in, Kral James’i bu denizaltında Thames’in altında bir test dalışına bile götürdüğü fakat deniz kuvvetlerinden yeterince
ilgi görmediği ve yaptığı denizaltının hiçbir zaman savaşta kullanılmadığı belirtilir.
Daha yakın zamanlarda, geminin çağdaş an-
latımlarının önemli abartı unsurları içerdiği ve en fazla Thames nehrini akıntının gücüyle aşağıya inebilen bir yarı batık olduğu öne sürülmüştür. Yarı ya da tamamen batık gemiler ve kapalı gemiler o zamanlar hiç bir yenilik değildi ve her seferinde gündem oluşturacak şekilde defalarca gösterilerde kullanılmışlardı.2
Osmanlıda Sultan Üçüncü Ahmed (17031750) döneminde tersane mimarı İbrahim Efendi’nin, eskiden “Tahtelbahir” denilen “denizaltı”yı icat ettiğine dair gerek Hafız Mehmed Efendi’nin Surnâmesi’nde gerekse Vehbî’nin Surnâmesi’nde o dönemin görgü tanıkları olarak aktardıkları bilgilere rastlanmaktadır. Mimar İbrahim Efendi’nin icadı olan bu denizaltıyı timsaha benzeten Seyyid Vehbi, Surnamesi’nde Sultan III. Ahmed’in çocukları için yapılan sünnet düğününde, Haliç’te padişah, vezirler
Dünyanın ilk denizaltısı Tersane mimarı İbrahim Efendinin timsahı
1 Evren Mercan, “Osmanlı Bahriyesi’nde İlk Denizaltılar”, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl: 8, S. 15. 2 wikipedia.org/ wiki/Cornelis_Drebbel (24 Ocak 2021 tarihinde erişildi).
1720
ve şehzadeler Aynalı Kavak’taki sahil sarayında gösterileri seyrederken, timsaha benzeyen denizaltının su üstüne çıkınca yavaş yavaş ilerleyerek padişahın bulunduğu tarafa doğru gidip yarım saat kadar deniz üstünde durduktan sonra bir daha denize dalıp halkı hayretler içinde bırakarak bir saat sonra tekrar su yüzüne çıktığı, başlarında pilav ve zerde tepsileri taşıyan beş kişinin bu timsah şeklindeki denizaltının ağzından çıktıkları anlatılmaktadır.
Bu denizaltının denize dalışının ve deniz altında iken mürettebatın nasıl kamış borularla hava alabildiğine dair teknik bilgileri de açıklayan Seyyid Vehbi’nin “Surnâme-i Hümâyun” isimli o zaman yazılmış eseri Türklerde denizaltıların ilk denemelerinin başarıyla gerçekleştirildiğini de bize göstermektedir. Sultan III.
Ahmed’in şehzadelerinin sünnet düğünündeki 1 Ekim 1720 Salı günü olan hadiseleri anlatan Hafız Mehmed Efendi Surnamesi’nde, “tersanelü tarafından mauna cüssesinde icad olunan balığın...” şeklinde tarife bulunur.3 Bunun icat oldu-
ğundan bahsedilmesi daha önce görülmediğini, mavna büyüklüğünde olduğunun söylenmesi ise pek de öyle küçük bir şey olmadığını göstermektedir. Nitekim Vehbi de denizaltı için “ihtira” (buluş) kelimesini kullanırken büyüklüğünü anlatmak için “üç çife bir piyade”ye (üç çif kürekle çekilen bir kayık) denk olduğunu söyler.
Selçuklular döneminde ilk denizaltı gemisinin 1150 yılında Akka kuşatmasında Haçlı şövalyelerine karşı kullanıldığı zikredilirse de Osmanlı döneminde mimar İbrahim’in III. Ahmed döneminde yaptığı denizaltının daha gelişmiş
3 Hafız Mehmed Efendi, 1720 Şehzadelerin Sünnet Düğünü, haz. Seyit Ali Kahraman, (İstanbul: İBB Kültür A.Ş. Yayınları, 2016), s. 228. 4 Arslan Terzioğlu, “Türk-İslam Kültür Çevresinde Uçma Denemeleri, Otomatik Makinalar,
Denizaltı ve Roket Teknolojisi”, Türkler Ansiklopedisi, 11, 260-266.
DÜNYANIN İLK DENİZALTISI
olduğu ve 1 saat su altında kalabildiği anlaşılıyor. İngiliz Day’ın mimar İbrahim Efendi’den yarım yüzyıl sonra 1774’de yaptığı küçük denizaltıyı denedikten sonra inşa ettiği daha büyük denizaltı ile tekrar su yüzüne çıkmadan öldüğü düşünülürse Osmanlıların bu alanda başarısının küçümsenemeyecek kadar büyük olduğu görülür. Ancak 1776’da Amerikalı David Bushnell geliştirdiği denizaltıyı denemesi başarı ile sonuçlanmıştır.4
Surname yazarı Vehbi’nin anlatımıyla 1 Ekim 1720 Sabahı olanlar şu şekildeydi: “Erkenden Sultan Hazretleri Tersane Bahçesi’nde deniz kıyısına kurulmuş olan süs ve bezek içindeki otağlarına gelip oturduklarında ve Sadrazam da Tersane gözünde dikilmiş olan çadırlarında yer aldıklarında, her tarafta çalgı ve şarkı sesleriyle yer yer ilgi çekici göste-
rilerle şaşılası şeyler yapılıyor ve orada burada beceri sahipleri yepyeni oyunlar ve eğlenceler sergiliyorlardı.
Denizin yüzü kayıkların çokluğundan görünmez oldu ve birbirine bitişmiş durumdaki kayık ve gemiler ortalığı doldurdu. Bugün görülen garip şeylerden biri
eski mimar İbrahim Efendi’nin hayal ve düşünce ağının çengeline takılmış, kendi özel buluşu olan yapma timsah idi ki, üzerindeki basma yemeni örtü aynen balık pullarına benziyor ve bedeninin eni boyu üç çifte bir piyadeye (Üç çift kürekle çekilen bir kayık türüdür.) denk düşüyordu. Arada bir üst çenesini hareket etirdikçe, ne ve nasıl bir şey olduğunu bilenleri bile “Acaba gerçek bir timsah mı?” diye şüpheye düşürüyordu.
Denizin dibinden baş gösterip ortaya çıktı ve yüzerek ağır ağır Padişah ve Sadrazam’ın bulundukları sahile ulaştı. Yarım saat kadar yüzüp dolandıktan ve seyredenlerin gözlerini hayreten iyice açılmış hale ge-
Resim 1 1 Ekim 1720 günü Sultan Üçüncü Ahmet’in
şehzadelerinin sünnet düğününde
Tersane önünde yapılan gösteriler: Sultan otağ içerisinde
gösterileri izliyor. Vehbi’nin Surname’de
anlattığı balık şeklindeki denizaltı kitaptaki Levni’nin minyatür çizimlerinde
gösterilmemiştir
tirdikten sonra denize daldı ve “balık batı” dedirtecek şekilde birden kayboldu.
Sadrazam, adı geçen mimarın icadını incelenmeye değer bulmadığından, iltifat bakışını rakkaslara çevirmeyi yeğlemeleriyle birlikte, onlar da el ele tutuşup ve ayaklarını birbirine uydurup kıvanç içinde oynamaya başladılar ve öyle oynadılar ki, sanki o tatsız durumu biraz olsun kurtarmak istediler.
Bu durum bir saat kadar sürdükten sonra sözü edilen balık yine Padişah’ın önünde belirip, birden üst çenesini hareket etirdi ve hayret verici bir mahiyet sergiledi. Deniz kıyısına kayık gibi lenger atı; ağzından garip kılıklı, neşe saçıcı beş kişi ve karnından kızgın ve alev saçan bir ocak göründü. Meğerse örtüsünü, balık şeklinde yaptığı bir kayığın altına kalafatlarla sıkıca gerip tuturmuş, örtünün ortasına destek koymak suretiyle çadır biçimine koymuş ve gerektiğinde suya daldırmak ve gerek duyulduğu vakit deniz yüzüne çıkarmak için bucurgatlarla bağlı caraskal aletleri hazırlamış imiş. İlk göründüğünde gerekli ön hazırlıkları yapmakla uğraşmış, daha sonra da denizin altında hünerlerini hazırlayıp göstereceği vakti gözlemiş imiş.
Üzerini kaplayan örtülere delikleri hava girişi olması için iç tarafı kalafatlı, uçları sudan biraz yukarıda beş on kadar kamış parçasını ustaca yapıştırmışlar, adeta kirpik ile göz kapağına döndürmüşlerdi. İçinde iş görmüş, sanki denizde tencere kaynatıp pilav ve zerde pişirmiş gibi, tabla tabla başlarına ve omuzlarına alıp balığın ağzından birer birer meydana çıktılar, bu işin aslını kavramak için düşünce derasına dalan seyircilerin akıllarını başlarından aldılar.
Bunlar ustalıklarını sergileyip, hayal derası dalgıcı olduklarını gösterdiklerinde, eli deraca açık Sadrazam da elini bahşiş dalgalarıyla dalgalandırdı ve her birini
karşılıksız iyiliğe gark ederek kıvrım kıvrım eti.
Bu garip işin, halkı serseme çevirdiği ve aydan balığa dek seyredenlerin aklını başından aldığı sırada, Sultan Tersane Sahilsarayı’na yönelerek yerlerinden ayrıldılar ve düğün alanında işlerin görülmesi için çok değerli Sadrazamlarını vekil bıraktılar”.5
5 Vehbi, Surname, Sultan Ahmet’in Düğün Kitabı, haz. Mertol Tulum (İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2008), s.381-383.
Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar

