1808 / Kültür & iletişim

Sened-i ittifak: Devlet ile yerel güçler arasında imzalanan antlaşma, Padişahın yetkilerine sınır getirme girişimi

Merkez ile yerel güçler arasındaki ilişkilerde yeni bir düzen arayışı.

Kitapta 23324216 dk. okuma
1808

Kültür & iletişim

SENED-İ İTTİFAK

Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle halk arasında irtibatı sağlayan ve âyan, eşraf gibi adlarla anılan mahallî otoriteler, zamanla devletin içine düştüğü sıkıntılardan faydalanıp bulundukları bölgede güçlerini ve nüfuzlarını merkezî otorite aleyhine genişletmiş, 18. yüzyılda Anadolu ve Rumeli’de

güçlü aileler ve hanedanlar ortaya çıkmıştır. Taşrada otoritesini tesis edemeyen devlet bu güçlerin varlığını kabul etmek zorunda kalmış, âyanların kendi aralarında ve devletle olan mücadeleleri sosyal yapıyı ve dengeleri iyice bozmuştur.

Ülkede düzenin sağlanabilmesi için hükümetle âyanların görüşmesi gerektiği kanaatine varan Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa onları İstanbul’a davet etti. Müzakereler neticesinde âyanın bir kısmıyla merkez bürokratları arasında Sened-i İttifak diye isimlendirilen ve Osmanlı tarihinde benzeri görülmeyen bir metin kaleme

alındı (7 Ekim 1808). Bürokrasinin ileri gelenleriyle Çapanoğlu Süleyman Bey, Sirozlu İsmâil

Bey, Karaosmanoğlu Ömer Ağa ve Çirmen mutasarrıfı Mustafa Bey’in imzaladığı Sened-i İttifak onay için padişaha sunuldu. Senedin maddelerini ağır bulan II. Mahmud konuyu müzakere etti ve başçuhadarı Eğriburun Ömer Ağa’nın sene-

din onaylanıp daha sonra ortadan kaldırılması yönündeki tavsiyesine uyarak bir hatt-ı hümâyunla onu tasdik etti. Âyanlar senedin imzalanmasından sonra şehirden ayrıldılar.

Toplantıya katılanların ağzıyla kaleme alınan Sened-i İttifak bir giriş, yedi madde (şart) ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Girişte devletin güçlü olduğu devirlerde birlik ve beraberliğin bulunduğu, bir süreden beri düzenin bozulduğu, merkez bürokrasisi ile taşradaki âyan arasında mücadelenin eksik olmadığı, bunun içte ve dışta devletin nüfuzunu yok ettiği belirtilerek din

Sened-i ittifak

Osmanlılarda padişahın yetkilerine sınır getirme

hususunda ilk girişim

1808

ve devletin ihyası için çaba sarf etmek üzere bir araya gelindiğine dikkat çekilir. Birinci madde, padişahın zatının ve saltanatının devletin esası olduğuna ve bunun senedi imzalayanların taahhüt ve güvencesi altında bulunduğuna dairdir.1

Sened-i İttifak, Alemdar Mustafa Paşa’nın Sened’in imzalanmasından sadece beş hafa sonra öldürülmesi üzerine değerini yitirmiştir. Aralarında bir dayanışma bulunmayan ayanlar Alemdar’ın ölümünden sonra kolayca çözülmüşler ve merkezî hükümet ayanların üzerine giderek onları etkisiz kılmayı başarabilmiştir. Bunun yanında, Sened-i İttifak’da yer alan hükümlerin uygulanmasını ve verilen sözlerin tutulup tutulmadığını denetleyecek bir mekanizmanın da doğal olarak öngörülmemiş olması, Sened’i daha en baştan “ölü doğmuş bir belge”

haline getirmiştir.

Sened-i İttifak Türk Hukuk Tarihi’nde padişahların yetkilerini sınırlamak üzere uygulanan ve çoğu zaman da etkisiz kalan yöntemler bir yana, bu sınırlamayı bir metin içinde ve karşı-

lıklı taahhütlerle güvence altına alan İlk hukuk belgesi niteliğini taşımaktadır. II. Mahmud, kendisini tahta taşıyan olağanüstü siyasî gelişme ve çalkantılar sonucunda ayanlarla anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Sonuçta, çok kısa süre yürürlükte kalmış ve asla hayatiyet kazanamamış bir belge olarak Sened-i İttifak Padişah tarafından kaldırılmış ve hukuk tarihimizdeki yerini almıştır. Ancak Sened-i İttifak padişahın mutlak yetkilerine sınır getirme çabalarını içermesi sebebiyle “Hukuk Devleti”ne giden yolda atılmış önemli bir adım olarak görülür.2

1 Ali Akyıldız, “Sened-i İttifak”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA). 2 Aybars Pamir, “Osmanlı Egemenlik Anlayışında Sened-i İttifak’ın Yeri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2004, Cilt 53, Sayı 2, .s. 61-82.

SENED-İ İTTİFAK

Resim 1 Ignatius Mouradgea

d’Ohsson. Bir paşa konağı

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

Osmanlı Devletinin yıkılma tehlikesinden kurtarılması için idareciler ile taşradaki memleketlerin hanedanları arasında yapılan ittifak antlaşması (Sened-i ittifak)

Osmanlı Devlet düzeninin bozulması ve idareciler ile taşradaki memleket hanedanları arasında çeşitli sebeplerden dolayı ortaya çıkan anlaşmazlıklar yüzünden devletin yüz yüze kaldığı yıkılma tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla devlet idarecileri ile taşradaki memleketlerin hanedanları arasında: Padişahın şahsının ve devletin, başta memleket hanedanları olmak üzere bu senedi imza edenler tarafından devlet idarecileri ve asker ocaklarının ihanetine karşı korunması; Osmanlı Devleti’nin varlığının korunup gücünün artırılması için askerlikle ilgili düzenleme yapılması ve bu düzenlemeye muhalefet edecek olanlara karşı ortak hareket edilmesi; devletin güçlü olması için Devlet Hazinesi’nin ve gelirlerinin korunması ve tahsilatların yapılmasının sağlanması; bütün emir ve fermanların eskiden olduğu gibi Sadrazamlık makamından çıkması, kimsenin başkasının işine karışmaması, Sadrazamlık makamınca yapılacak devlete zararlı ve yolsuzluk gibi işlerin önlenmesi; devletin idarecileri, hanedanlar, hanedanların hükmü altındaki memleketlerde bulunan âyanlar ve ileri gelenler arasında karşılıklı güven tesisi ve zikredilen bu tarafl arın haksız yere kendilerine yönelecek tehdit ve tehlikelere karşı birbirlerini koruyup kollamaları; asker ocakları vs. tarafl arından İstanbul’da fi tne ve fesat çıkarıldığı takdirde bütün hanedanların İstanbul’un asayişini sağlamak üzere derhal İstanbul’a gelmeleri; fukara ve ahalinin korunup kollanması ve malî yükümlülüklerde adaletin tesis edilmesi konularında yapılan yedi maddelik ittifak antlaşması.

2-11 Ekim 1808

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adı ile

Bizzat Padişah Tarafından Yazılan Fermanın (Hat -ı Hümayun) Sureti

(Bu Kur’an âyetini okumaya başlarken şeytandan) Allah’a sığınırım: “Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah aralarını bulup onları uzlaştırdı”.3

Kur’ân-ı Kerim’in bu ayetinde ifade edilmekte olduğu üzere dinin, Osmanlı Devleti’nin ve İslam yurdunun yaşatılması, devletin ileri gelenlerinin ve idarecilerin birlik, beraberlik içerisinde olmalarına ve uyuşup anlaşmalarına; yüce Allah’ın yardımıyla bu amacın gerçekleşmesi de işbu kutlu ve mübarek antlaşma ve sözleşmelerin daima yerine getirilip uygulanması şartına bağlıdır. İşte bundan dolayı işbu İt ifak Senedinde yazılı karşılıklı verilmiş sözler ve şartların Allah’ın lütfu ile harfi harfi - ne uygulanıp yerine getirilmesini Padişah olarak bizzat ben kendim taahhüt etmekte olduğumdan Sadrazamım, Şeyhülislamım, devletimin vezirleri, uleması ve idarecileri ile Osmanlı ülkesinin hanedanı tarafl arından da bu antlaşma ve sözleşmeler yüce Allah’ın; (Bu Kur’an âyetini okumaya başlarken şeytandan) Allah’a sığınırım. “Onlar antlaşma yaptıklarında, sözleştiklerinde bu antlaşma ve sözleşmelerini yerine getirirler” 4 emrine uyularak dışarıda ve içeride kanun hükmünde tutulsun ve harfi harfi ne uygulanıp yerine getirilmesine Allah rızası için elden gelen bütün güç ve gayret sarf edilsin. Buna aykırı en ufak bir hareket e bulunan ve Allah korusun bu antlaşmayı bozmaya cesaret eden olur ise Allah tarafından lanete uğramaya hak kazansın ve her iki cihanda güçlük, tehlike, ceza ve eziyete uğrasın.

Hamd ve övgü; İslâmı, birbirleriyle it ifak edip tek vücut olan adamlarla güçlendiren Allah’a, salat ve selam; ümmetinden ayrılık ve anlaşmazlığı kaldıran efendimiz Muhammed’e ve onun, fi kir birliğiyle Allah yolunda çalışıp gayret gösteren ailesine (âl) ve arkadaşlarına (as-

3 Kur’ân-ı Kerim, Enfâl suresi, 8/63. 4 Kur’ân-ı Kerim, Bakara suresi, 2/177.

SENED-İ İTTİFAK

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

hâb) olsun. Bu girişten sonra; bu kutlu ve mübarek belgenin yazılma sebebi şudur:

Herkesin velinimeti olan yüce Osmanlı Devleti, Hazret-i Muhammed’in Saltanatı olup Hazret-i Allah’ın yardımıyla ilk ortaya çıkışından içinde bulunduğumuz şu güne dek mazhar olduğu fetih, galibiyet, şan ve şevketin iş ve düşüncede bir ve beraber olunmasıyla, kin, benlik ve anlaşmazlığın ortadan kaldırılmasıyla gerçekleştiğini izaha gerek bulunmamaktadır. Ancak dünya çarkının dönmesinin gereği olarak bir süreden beri nizam [kitabının] formalarını tutan şirazenin dağılması, devlet idarecileri arasında ve taşra memleketlerin hanedanları arasında çeşitli sebeplerden dolayı kin, benlik ve anlaşmazlıkların ortaya çıkması yüzünden Osmanlı Devleti’nin kuvveti çatallaşmaya başlamış, içeride ve dışarıdaki nüfuzu sarsılmış ve bu durum zengin, fakir, üst tabaka, alt tabaka bütün ahalinin, yani bütün İslam milletinin zarara uğramasına ve zafi yete düşmesine sebep olduğundan gitgide istenmeyen kötü sonuçlara yol açmış; haksız yere meydana gelen malûm çirkinlikler yüzünden devletin temeli yıkılma derecesine varmıştır. Bu husus küçük, büyük herkes tarafından itiraf edilmektedir. Yüce Allah’ın; (Bu ayeti okumaya) Allah’ın adıyla (başlarım). “Artık ibret alın ey can gözü açık olanlar.” 5 ayet-i kerimesi gereğince geçmiş uygulamalardan ibret alma, din ve devletin üzerine kurulu bulunduğu payandaları yeniden ayağa kaldırıp canlandırma ve Allah’ın dinini yüceltme (i’lâ-i kelimetullahi’l-ulya) hayırlı niyetiyle bu dağınıklığın birliğe dönüştürülmesine ve bu şekilde Osmanlı Devleti’nin gücünü toplamasına gayret sarf etmenin dindarlık ve sadakat sorumluluğunun bir gereği olduğunu hepimiz anladığımız için birçok toplantılar yapılmış ve hepimiz tek vücut halinde ve birlik, beraberlik içerisinde din ve devletin yaşatılması için elimizden gelen her şeyi sarf ederek devletin varolan gücünü en üst noktaya taşıma vs. hususları müzakere edip bunun güzel kural ve usullerini istişare yoluyla belirlediğimiz için işbu it ifakın şartlarını da aşağıda olduğu şe-

kilde senede bağlayıp [yazılı hale getirerek] belgeledik:

Birinci Şart: Şevket, kerem, heybet ve kudret sahibi ve âlemin velinimeti olan Padişahımız efendimiz hazretleri ebedi olan bu devletin dairesinin merkezi olduğu için, gerek Zatıalilerine ve gerek yüce saltanatlarının şanını yüceltip sağlamlaştırmaya, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın lütuf ve ihsanına dayanarak ve onun Resulü’nün ruhaniyetinin yardımını vesile edinerek, hepimiz kefi l olduk, taahhüt e bulunduk. Şayet herhangi bir zamanda vezirler, ulema, devlet adamları, hanedanlar ve mevcut olan asker ocakları tarafl arından sözlü ve fi ilî, gizli ve açık herhangi bir şekilde ihanet, [Padişahın] emir ve rızasına aykırı tavır ve hareket ortaya çıkarsa doğruluğu araştırıldıktan sonra, cesaret edenin cezalandırılıp ibret kılınmasına içeride ve dışarıda hepimiz tarafından birlikte çalışılacak; bu konuda gevşeklik gösterenlerin cezalandırılmasına gayret edilecektir. Bu it ifak dairesinin içerisine girmeyen olur ise hepimiz ondan davacı olacak, sözlü ve fi ilî olarak, birlik olma şartına uymaya ve bu daire içine girmeye hepimiz tarafından zorlanacaktır. Sonuç olarak, şevketli Padişahımız efendimizin gerek kendilerinin ve gerek mülkünün, yüce saltanatının, emirlerinin ve rızalarının muhafazasını, ihanet ve fesat an korunmasını malımız ve bedenimizle hepimiz topluca taahhüt et ik ve kefi l olduk. Kendilerimiz hayatta oldukça kendilerimiz, hayat a olmadığımız takdirde evlat ve hanedanlarımız bu kefaleti devam et irecektir. Bu şekilde Padişah hazretlerinin de herkese yakınlık ve ilgi göstereceği çok açık olduğundan iyilikbilirlik ve hizmetkârlığın gereğini yerine getirmek bakımından devamlı suret e buna layık olmak için çaba sarf edilecektir.

İkinci Şart: Osmanlı Devleti’nin varlığını devam et irmesi, gücünün ve haşmetinin artması, zatlarımız ve hanedanlarımız olarak hepimizin varlığını devam et irmemizin vesilesi olduğundan hepimizin arasında yapılan müzakere neticesinde karar verildiği üzere saltanatın kuvvetinin artması için Osmanlı ülkesinden yazılması

5 Kur’ân-ı Kerim, Haşr suresi, 59/2.

SENED-İ İTTİFAK

tasarlanan askerlerin müzakere meclislerinde verilen nizam gereğince devlet askeri olarak yazılıp tamamlanmasına ve devamlı olarak varlığını sürdürmesine hepimiz çalışıp gayret edecek; tertip ve düzenlerine içeride ve dışarıda bütün devlet ileri gelenleri ve çalışanları ile hanedanlar gayret gösterecektir. Askerlikle ilgili bu düzenlemeye din ve devletin ayakta kalması için oy birliği ile karar verilmiş olduğundan, bir zaman sonra; “Bu zarardır, ziyandır.” veya şöyledir, böyledir diyerek fesat ve haset erbabı ile birlikte bunun değiştirilmesine herhangi bir kimse rıza gösterir ise ve mevcut asker ocakları tarafından buna yönelik itiraz ve muhalefet e bulunulur ise hepimiz birlikte davacı olup kınayacak; bu nizamı ortadan kaldırmak veya değiştirmeye cesaret etmek bir yana bu konuda ağzını açanı dahi hain bilecek; hep birlikte cezalandırıp giderme hususunda hepimiz gayret gösterecek ve bu konuda içimizden biri bile muhalefet eylemeyecektir. Osmanlı Devleti’nin her ne taraftan olur ise olsun düşmanı ortaya çıktığında hep birlikte buna karşı koymak için süratle gidilip ortadan kaldırılmasına elden gelen çabayı göstermek nizamın esası olduğundan herhangi bir vakit e bu usule aykırı bir hareket meydana gelmeyecektir.

Üçüncü Şart: Saltanatın dimdik ayakta ve güçlü olması hepimizin en başta gelen arzumuz olup bu konuda hep birlikte gayret eylemeyi taahhüt et iğimizden, devletin gücünü artırmak için askeri çoğaltmaya çalıştığımız gibi hem Devlet Hazinesi’nin ve hem de Osmanlı Devleti’nin gelirlerinin korunmasını dahi taahhüt et ik. Bu gelirlerin, yerlerinden tahsil edilmesini, ödenmesini, telef ve ziyan olmaktan korunmasını ve Padişahın emir ve hükümlerinin yerine getirilip uygulanmasını ve her kim bu emirlere muhalefet edip itaatsizlik gösterir ise hep birlikte cezalandırılmasını hepimiz taahhüt edip kefi l olduğumuz için bu usule daima riayet olunacaktır.

Dördüncü Şart: Osmanlı Devleti’nin eskiden beri nizam ve kanunu, Padişahın bütün emir ve yasaklarının içeride

ve dışarıda bütün devlet ileri gelenlerine ve idarecilere Sadrazamlık makamından (makam-ı vekâlet-i mutlakadan) çıkıp gönderilmesi şeklinde olduğundan, bundan sonra herkes haddini (büyüğünü) bilecek ve kendi vazifesi dışındaki işlere tecavüz etmeyecek; bütün emir ve yasaklar Sadrazamlık makamından çıkıp gönderilecek; o emir ve yasak Padişahın emir ve yasağı bilinip kimse ona muhalefete cesaret etmeyecektir. Her kim kendi işinin dışında ve memuriyeti olan işten çok başkasının memuriyetine tecavüz ederse hepimiz davacı olup “Filan iş fi lan kişinin memuriyeti iken fi lan zat şu şekilde müdahale etmiş.” diye o memuriyet en uzaklaştırılmasını ve bu şekildeki taar uzların bütünüyle ortadan kaldırılarak her işin Sadrazamlık makamına arz edilip onay alınıp Sadrazamın emir ve görüşü doğrultusunda olmasını hepimiz taahhüt et ik. Bunun dışında şayet Sadrazamlık makamından da kanuna aykırı ve taahhüdü bozacak rüşvet, yolsuzluk ve Osmanlı Devleti’ne o anda ve daha sonra zarar verecek gerek taşra ve gerek iç işleri ile ilgili daha başka türlü kötü fi iller yapılmaya başlanırsa hepimiz davacı olup hep birlikte onun önlenmesine çalışmamız şart olacaktır. Şayet Sadrazam (vekîl-i mutlak) bunu söyledikleri için o söyleyenlerden birisine iftira atarak benlik davası ve kin güderse bunun önlenmesi ve [o kişinin] muhafazası da hepimiz tarafından taahhüt olunduğundan bunlara da daima riayet olunacaktır.

Beşinci Şart: Padişahın kendisinin, saltanatın gücünün ve devlet nizamının muhafazasını hepimiz taahhüt edip buna kefi l olduğumuz gibi gerek memleketlerin hanedanları ve ileri gelenlerinin Osmanlı Devleti’ne ve gerek içerideki devlet adamları ve ileri gelenlerinin birbirlerine güven duyması en büyük şart ve bu güven duygusu ve itimadın sağlanması ise herkesin birlik ve beraberlik içerisinde olarak birbirlerine kefi l olmalarına bağlı olduğundan, bu it ifak dairesine giren gerek hanedanlar ve âyanlar, gerek devlet idarecileri, adamları ve ileri gelenleri de birbirlerinin şahsına ve hanedanına kefi l olacaktır. Şöyle ki; hanedanlardan birisine, bu birlik şartlarına

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

aykırı bir hareketi zuhur etmedikçe Osmanlı Devleti tarafından veya taşralarda vezirlerden veya bu hanedanlardan birisi tarafından herhangi bir taar uz, ihanet, suikast meydana gelir ise uzak yakın denilmeyip hepimiz davacı olup buna cesaret edenin cezalandırılıp giderilmesine hep birlikte gayret edilecektir. Kendileri hayat a iken kendilerinin ve vefatlarından sonra hanedanlarının beka ve muhafazasını bütün devlet idarecileri taahhüt edip kefi l olduklarından o hanedanlar da idareleri altında olan âyanlara ve ileri gelenlere kefi l olup taahhüt e bulunacak; bu âyan ve ileri gelenlere hanedanlardan birisi tamah veya başka bir sebebe dayalı kin ve benlik duygusuyla herhangi bir şekilde suikast etmeyecek; eğer taahhüt ve [Padişahın] rızasına aykırı herhangi bir suçu ve hıyaneti ortaya çıkar ise doğruluğu araştırıldıktan sonra ve Sadrazamlık makamından onay alınarak uzaklaştırılıp giderilmesine o hanedan gayret edecek ve onun yerine başkasını seçecektir. Herkes sorumluluğuna verilmiş olan yerlerin sınırlarının dışındaki bir karış yere taar uz ve tecavüz etmeyecek; her kim tecavüz eder ise uzak yakın denilmeyip herkes davacı olup engelleyecekler ve şayet aklını başına almaz ise ayrılığa sebep olanın giderilip cezalandırılmasına hep birlikte gayret olunacaktır. Bütün ileri gelenler, hanedanlar ve memleketlerin âyanları tek vücut olup hep birlikte ihtilal ve ayrılığın defedilmesine yöneleceklerdir. Her kim fukaraya zulüm ve haksızlık eder ve şeriatın uygulanmasına muhalefet eyler ise onun da cezalandırılıp terbiye edilmesine hep birlikte çalışılacaktır. Bütün hanedanlar ve âyanların hakkına bu şekilde kefi l olunduğu gibi devlet idarecileri, adamları, çalışanları ve ulemaya dahi herhangi bir vakit e tahrik ve fesat ile bir taraftan herhangi bir ihanet ve suikast meydana gelmemesine ve cezalandırılmasını gerektiren bir suçu herkesçe gereği gibi ortaya çıkmadıkça kin ve benlik sebebiyle cezalandırılmamasına ve kendisine ve hanedanlarına bütün hanedanlar ve ileri gelenler kefi l olup taahhüt e bulunduklarından hiçbir zaman buna aykırı hareket olunmayacaktır. Şayet insanlık ica-

bı [bunlardan] birinin suçu olursa o suç herkesçe ortaya çıktıktan sonra Sadrazamlık makamınca suçuna göre cezalandırılacaktır.

Altıncı Şart: İstanbul’da asker ocakları vs. yerlerden herhangi bir fi tne ve fesat ortaya çıkar ise onay alınmaksızın bütün hanedanlar İstanbul’a gelmeye koşacak ve; buna cesaret edenlerin ve o ocağın kaldırılması, yani o gibi fi tne ve fesada sebep olan sınıf veya şahıs ortaya çıkarılıp eğer sınıf ise -bu defa fi tne çıkmasına sebep olan Boğaz Kalesi askerlerinin kaldırıldığı gibi- kendilerinin cezalandırılıp sahip oldukları dirlik ve maaşlarının (esamileri) kaldırılması, şayet kişi ise her ne tabakadan olursa olsun tahkik edilip idam olunması hususunu bütün memleketlerin hanedanları ve ileri gelenleri taahhüt edip bütün İstanbul’un emniyet ve asayişinin sağlanmasına kefi l olduklarından, bu sağlam rabıta her neye bağlı olur ise onu sağlamak için hep birlikte devamlı suret e gayret olunacaktır.

Yedinci Şart: Fukara ve ahalinin korunup kollanması esastır. Bu esastan hareketle; hanedanlar ve ileri gelenlerin, idareleri altındaki kazaların asayişine ve fukara ve ahalinin malî yükümlülüklerinin normal sınırlar içerisinde olmasına dikkat etmeleri gerektiğinden, haksızlıkların ortadan kaldırılması ve malî yükümlülüklerin adil hale getirilmesi konusunda devlet idarecileri ve memleketlerin hanedanları arasında yapılacak müzakere neticesinde ne şekilde karar verilir ise o kararın devamlı ve istikrarlı olarak uygulanmasına ve bu karara aykırı olarak zulüm ve haksızlık meydana gelmemesine itina olunacak; her hanedan ötekinin durumuna nezaret edecek ve [Padişahın] emir ve rızasına ve şeriata aykırı olarak zulüm ve haksızlık eden olur ise bu durumu -kötü niyete dayalı olmadan- Osmanlı Devleti’ne ihbar eyleyecek ve hep birlikte bunun önlenmesine gayret olunacaktır.

İşbu yedi şarta müzakere yoluyla karar verilip bunlara aykırı hareket olunmamak üzere Allah’a yemin ve O’nun Resûlü’ne ant verildiğinden, karşılıklı verilen söz ve ant-

SENED-İ İTTİFAK

ları korumak amacıyla, işbu muteber senet yazıldı ve belge haline getirildi. “Bundan böyle kim onu (vasiyeti) işit ikten sonra değiştirirse, günahı elbet e onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir, bilendir”. 6

Bu belge; şeref ve izzetin kendisine ait olduğu kişinin (Hazret-i Muhammed’in) hicreti tarihine göre, Bin iki yüz yirmi üç senesinin Şaban ayının on biri ile yirmisi aralığında (evasıt) yazılmıştır.

İşbu muteber senedin içermekte olduğu şartlar, en önemli iş olan dinin ve Osmanlı Devleti’nin yüce Allah’ın yardımıyla güçlendirilip yaşatılması işine temel teşkil et iğinden, devamlı olarak başvurulacak kanun hükmünde tutulması gerekli olduğu için zamanın ve kişilerin değişmesiyle bunun da değiştirilip başkalaştırılması mümkün olamamak için Sadrazamlık makamına ve

Şeyhülaslımlık mevkiine bundan sonra geçecek olan kişiler de, bu makam ve mevkilere ilk atandıkları ve makamlarına oturdukları vakit bu senedi mühürleyip ve imzalayıp harfi harfi ne uygulanmasına çalışsınlar ve görev değişikliğinde de meşguliyetler yüzünden işbu senedin mühürlenmesi işinin gecikmemesi için bu makamların herhangi birinde değişiklik olur olmaz Divan-ı Hümayun Beylikçisi olan kişi bu senedin aslını kalemden alıp o sırada Sadaret Kethüdası ve Reisülküt ap olanlara hatırlatarak Sadrazamlık makamına veya Şeyhülislamlık mevkiine geçen kişiye mühür ve imza et irsin. Bu amaçla bu nizam dahi Divan-ı Hümayun Kalemi’ne kaydedilip kanun hükmünde tutulsun ve işbu senedin gerekenlere suretleri verileceği için bir sureti yüce Padişah hazretleri nezdinde saklansın ve daima uygulanmasına bizzat Padişah efendimiz tarafından nezaret olunsun.

Bu senette mevcut olan hususları

taahhüt eden

Mustafa Sadrazam (Mühür yeri)

Bu senette yazılı olanları icra etmeyi

taahhüt eden Mehmed Salihzade Ahmed Esad

“Allah ikisini de aff etsin.”

(Mühür yeri)

Bu senette yazılı olanları icra etmeyi

taahhüt eden es-Seyyid Abdullah Ramiz

Kaptanıderya

(Mühür yeri)

Bu senette yazılı olanları taahhüt

eden Abdurrahman Vezir, Anadolu Valisi

(Mühür yeri)

Bu senette yazılı olanları taahhüt

eden Mehmed Derviş Rumeli Kazaskeri

(Mühür yeri)

Bu senette yazılı olanları icra etmeyi

taahhüt eden Dürrizade es-Seyyid Abdullah

Nakibüleşraf (Mühür yeri)

Bu belgede mevcut olan hususları görüp inceledim, tasvip ettim, içeriğini

taahhüt ettim. Bunu yazan Osmanlı Devleti’nin duacısı ve Rumeli Kazaskerliği rütbesi ile

şeref bulmuş olan Emin Paşazade Mehmed Emin

(Mühür yeri)

Bu belgede yazılı olanları taahhüt

eden Hafız Ahmed Kâmilî

Anadolu Kazaskeri

(Mühür yeri)

Bu belgede yazılı olanları taahhüt

eden Mehmed Tahir İstanbul Kadısı

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mustafa Refi k Sadaret Kethüdası

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mustafa Dergâh-ı Âlî Yeniçerileri Ağası

(Mühür yeri)

6 Kur’ân-ı Kerim, Bakara suresi 2/181.

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mehmed Emin Behic

Def erdar (Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

es-Seyyid Mehmed Said Galib

Reisülküttap (Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mustafa Reşid Eski Rikâb-ı Hümayun Kethüdası

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

es-Seyyid Ali Umur-ı Bahriye Nazırı

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

es-Seyyid Mehmed Tahsin Dergâh-ı Alî Çavuşlarıbaşısı

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mehmed Emin Başruznamçeci

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Süleyman Cebbarzâde

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

İsmail Sirozî (Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

el-Hâc Ömer Kara Osmanzâde

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Ahmed Başmuhasebeci payesini uhdesinde

bulunduran (Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mehmed Dergâh-ı Âlî Sipahileri Ağası

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mehmed İzzet Divan-ı Hümayun Beylikçisi Bu senedi yazan (Râkımul-huruf)7

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Hüseyin Hüsnü Divan-ı Hümayun Âmedcisi

(Mühür yeri)

Ben de taahhütte bulunanlardanım

Mustafa Çirmen Mirlivası

(Mühür yeri)

Sened-i İt ifak suretidir ki mühürlü ve imzalı olan aslı ile harfi harfi ne uyumludur.

Mehmed İzzet

Divan-ı Hümayun Beylikçisi

(Mühür)

“İnne’l-İzzete li’llâh”8

HAT, 746/35242

7 Padişah bu senedi zaruret altında imzalamak mecburiyetinde kaldığından kendisine iç azabı olmuş ve senedi hazırlayan ve imzalayanlara gizli bir kin beslemiştir. Hatta senedi kaleme alan ve altına “Râkımü’l-huruf” diye

imza koyan Beylikçi İzzet Bey’e karşı duyduğu kin ve husumeti yenemeyerek bilahare kendisini Üsküdar’da

idam ettirmiştir. Doçent Dr. A. Selçuk Özçelik, Sened-i İt ifak, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. 24, sayı 1-4, 1959, s. 12. “Dr. Ali Fuad Başgil, Türkiye Siyasî Rejimi ve Anayasa Prensipleri”, Birinci cilt, Fasikül I, İstanbul 1957, s. 75’den naklen. 8 “İzzet (şeref, kudret ve hükümranlık bütünüyle) Allah’a ait ir.” Kur’ân-ı Kerim,

Yunus suresi, 10/65.

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar