1846 / Kültür & iletişim

Hazîne-i Evrâk: Çağdaş arşive ilk adım

Devlet belgelerini koruma ve düzenleme düşüncesinin kurumsallaşması.

Kitapta 2832887 dk. okuma
1846

Kültür & iletişim

HAZÎNE-İ EVRÂK

II. Mahmud ve Tanzimat dönemlerinden itibaren gelişen dünya şartlarının da bir sonucu olarak bürokrasinin büyümesi ve gelişmesi üzerine, kurumlar arasında dolaşan evrak sayısı da çoğaldı. Artışa paralel olarak bürokraside başvurulacak evrakın düzenli bir şekilde saklanması ve arandığında kolaylıkla bulunması sorunu gündeme gelmeye başladı.

Bu gelişmeler modem bir arşiv için gerekli olan teorik altyapıyı oluşturmuş ve belgelerin yeni bir sistemle muhafaza ve tasnif edilmeleri fi krini gündeme getirmişti. İstanbul’un fethinden sonra evrakın biriktirilip muhafaza edildiği mahzen Yedikule civarındaydı. Sultan III. Ahmet zamanında Edirne’deki divan ve ordu divanlarına ait def erler Topkapı Sarayı’na taşındı. Divan-ı hümayun toplantılarının yapıldığı Kubbealtı’nın hemen yanındaki odada divan için gerekli def erleri sandıklar içinde bulunur; divan günleri bu odanın kapısı Çavuşbaşı tarafından

sadrazamın mührüyle mühürlenir ve yine sadrazamın huzuruyla açılırdı. Belgeler düzenli bir şekilde kronolojik olarak evrak mahzenlerinde saklanır; önem derecesine göre kese denilen atlas veya adi kumaştan yapılan mahfaza ve torbalara konulurdu. Gerekli def erler savaş zamanlarında orduyla beraber götürülür; muamelesi biten evrak ise hazine-i amirede saklanırdı.1

Def erlerin korunması hususunda gösterilen bu ihtimam ve titizlik en canlı ifadesini Sultan III. Mustafa (1757-1774) devrine ait bir fermanda bulmaktadır. İşleyiş yönüyle bu günkü Bakanlar Kuruluna benzeyen Divan-ı Hümayuna ait def erler hayati öneme sahip kayıtları saklamaktaydı. Bu fermanda dile getirildiği gibi bu def erler devletin hazinesi mertebesindeydi ve tek harfi ne bile zarar gelmesinin hesabını kimsenin veremeyeceği ifade edilmekteydi.2

Osmanlı arşiv malzemesinin muhafazasında ve kullanımında kolaylık sağlamaya yönelik bir

1 Ali Akyıldız, “Osmanlı Hazîne-i Evrâkının (Arşiv) Kurulması ve İlk Tasnif Usulleri (1846-1856)”, Osmanlı Bürokrasisi ve Modernleşme, İstanbul (2012): s. 141-163. 2 Belgelerle Arşivcilik Tarihimiz, I, Başbakanlık Devlet Ar-

şivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın nu: 41, Ankara (2000): s. 9.

Hazîne-i Evrâk

Çağdaş arşive ilk adım

1846

teşebbüs I. Abdülhamid (1774-1789) zamanında gerçekleştirildi. Önemli evrakın kargir bir bina inşa edilerek koruma altına alınması gerektiği ve bu iş için sadrazam sarayının bahçesinde tamir ettirilen mahzenin müsait olduğu belirtilmekteydi. Bu düzenlemede mahzenin kargir bina olmasına bilhassa dikkat edildiği görülür. Bunun nedeni, İstanbul’da zaman zaman çıkan ve şehri kasıp kavuran yangınlardan evrakı koruma düşüncesiydi. Çünkü Babıali yangınları ve bazı ihmaller önemli bir yekûn tutan evrakın telef olmasına neden olmuştu.

Hazîne-i evrâkın kurulmasından önce çeşitli devlet dairelerinde birikmiş olan arşiv mal-

zemesinin (deferler ve vesikalar) bir kısmı At Meydanı’ndaki mahzen-i atikte, bir kısmı Topkapı Sarayı’nda, bir kısmı da Babıali’ye yakın

Tomruk Dairesi’nde saklanırdı. Babıali’nin gittikçe önem kazanması ve işlerin buraya intikal etmesi üzerine işlem gören yakın devir evrakı Tomruk Dairesi’nde birikmişti. Maliye evrakı ise Sultanahmet’teki Çadır Mehterleri Kışlası’nda muhafaza edilirdi. Evrakın bu kadar dağınık ve birbirinden uzak depolarda muhafazası, aranan bir kaydın bulunmasının zaman almasına ve bu da, kalemlerde işlem gören evrakın muamelelerinin gecikmesine ve işlerin aksamasına neden olmaktaydı.

Sarayda, Enderun-ı hümayundaki hazinede bulunan eski tarihlere ait evrakın zamanla iyi bakılamaması sonucunda çürüme ve telef

olma noktasına gelmesi üzerine Mehmet Emin Rauf Paşa’nın sadareti zamanında, Maliye Nazırı Safveti Paşa’nın girişimleriyle 1845 yılında

Resim 1 Hazîne-i Evrâk binası

HAZÎNE-İ EVRÂK

maliyeden memurlar görevlendirilerek evrak ve deferler tek tek kontrol edilip kalemlerine ayrıldı. Bunların arasından saklanmaya layık görülenler yeni torbalara konularak başka ambarlara taşındı; gereksiz bulunanlar ise, ayıklanarak saraydaki fırınlarda yakıldı. Yakma gerekçesi, söz konusu önemsiz evrakın oluşturduğu kalabalık yüzünden gerekli evraka ulaşmanın zaman alması ve zorluklara neden olmasıydı. Bir yandan belgeleri korumak için bir takım adımlar atılırken diğer yandan belgelerin bir ayrıma tâbi tutularak bir kısmının güncelliğini yitirdiği gerekçesiyle imha edilmesi zamanın devlet adamlarının henüz bir tarih şuuruna sahip olamadıklarının acı bir göstergesi olsa gerekir.

Arşivcilik tarihimiz açısından şüphesiz ki en önemli adım, 1846 yılında Hazine-i Evrâkın kurulmasıyla atıldı. Avrupa’da bulunduğu sırada oradaki müesseseleri görüp kendi ülkesinde de uygulamak isteyen Mustafa Reşit Paşa, bu dönem reformlarının pek çoğunda olduğu gibi Hazîne-i Evrâkın kurulmasında da önayak oldu. Hazîne-i Evrâkın kurulması fikrinin gündeme geldiği sıralarda Sultanahmet’teki deferhanenin bazı odalarının tamir ettirilerek evrakın buraya taşınması da bir tedbir olarak düşünüldü; ancak, Babıali’ye olan uzaklığı, evrakın getirilip-götürülmesinin zorlukları ve bunun yaratacağı kargaşa göz önüne alınarak bu tasarıdan vazgeçildi. Bütün bu uygunsuz durumların düzeltilmesi ve muamelelerin hızlı bir şekilde yürütülebilmesi için, diğer devletlerde olduğu gibi evrakın toplu ve düzenli bir surette aynı mekânda muhafaza edilmesi gerekiyordu.

Bu cümleden hareketle Babıali dâhilinde önemli evrakın konup muhafaza edileceği yangına karşı dayanıklı kargir bir binanın yapılmasına karar verildi. Binanın projesini, Darülfünunu inşa etmek üzere İstanbul’a getirtilen İtalyan Mimar Fossati hazırladı. Hazîne-i Evrâk adı verilen bina, projeye göre, evrakın kısım kısım bulundurulabilmesi için birçok odadan oluşmuş olarak inşa edilecekti. 1847 senesinin sonlarına doğru Hazîne-i Evrâk binasının inşası tamamlandı ve mimarı olan Fossati nişanla taltif edildi. İnşaatın tamamlanmasından sonra, yeni binanın rutubetli olacağı ve bu rutubetin içine konacak evraka zararı dokunacağı fikrinden hareketle evrakın yerleştirilmesi için acele davranılmadığını, bir müddet nemin çekilip binanın kurumasının beklendiğini ve eksiklerinin tamamlanmasına titizlikle gayret edildiğini görüyoruz. Hazîne-i Evrâk binasının 1847 senesinde bitmesine ve evrakın tasnif ve ayırım işlemine 1846 senesinden itibaren başlanmasına rağmen, resmî açılışının 1853’e kadar gerçekleştirilemediğini görüyoruz. Gecikmenin en büyük nedeni, binanın yangına karşı olan eksiklerinin tamamlanması için gerekli paranın bulunamamasıydı.3

3 Ali Akyıldız, “Osmanlı Hazîne-i Evrâkının (Arşiv) Kurulması”.

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

Yüksek Himmet Sahibi, Devletli, Yardımsever, Şefkatli Efendim Hazretleri

Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye tarafından kaleme alınan bir adet mazbatada; “önemli konuları ve Osmanlı Devleti’nin işlerini içeren bütün yazı, kayıt ve senetlerin şimdiye kadar Bâb-ı Âlî civarındaki mahzene ve Defterhâne’ye konulmakta olduğu, ancak söz konusu mahzenin nemli olmasından dolayı evrakın çoğunun çürümüş ve yer darlığından dolayı birbirine karışıp yırtılmış olduğu, Defterhâne’de olanların da dağınık halde bulunmalarından dolayı ihtiyaç halinde eski belgelerin aranıp bulunmalarının mümkün olamadığı, ancak bunların Osmanlı Devleti’nin önemli senetleri olmalarından ve özellikle aralarında diğer devletlerle yapılmış olan antlaşma ve sözleşmelerin asıllarının da bulunmakta olmasından dolayı bu şekilde dağınık bir halde bulunmalarının layık ve kabul edilebilir olmadığı, esasen böyle resmî senetlerin o şekilde dağınık bulunması ve zayi olmasının işin tabiatı

Osmanlı devlet belgelerinin muhafazası için bir arşiv binası inşa ettirilmesi

Osmanlı Devleti’ne ait belgelerin konulduğu mahzenin ve Defterhâne’nin bunların muhafazasına ve aranıldığında bulunmasına uygun olmaması yüzünden bu belgelerin dağınıklıktan ve çürümekten korunması için Bâb-ı Âlî içerisinde geniş ve muntazam bir kütüphane şeklinde bu iş için özel bir daire yapılmasının gerekli olduğuna dair Meclis-i Ahkâm-ı Adliye tarafından kaleme alınan mazbatanın Meclis-i Umûmî’de de yerinde ve doğru görülüp Sadrazam tarafından onay için Padişah’a sunulması üzerine belirtildiği şekilde bir daire yapılmasına Padişah tarafından da onay verildiğine dair irade-i seniyye.

8 Kasım 1846

HAZÎNE-İ EVRÂK

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

bakımından da pek zararlı olduğu, bu durum muvacehesinde yüce Padişah hazretlerinin sayelerinde, onun çağın gereği olan bunca faydalı ve güzel eserleri arasında sayılmak üzere, gerekli evrakın arzu olunduğu şekilde korunup nakil, muhafaza ve aranmalarını kolaylaştırmak amacıyla sırf bu iş için Bâb-ı Âlî içerisinde geniş ve muntazam bir kütüphane şeklinde kâgirden bir daire yaptırılmasının yerinde olacağının anlaşıldığı, bunun üzerine Üniversite (Dârülfünûn) binalarının Mimarı olan Fossati marifetiyle bu yerin bir adet planının çizdirildiği, ayrıca burasının yeni icat tuğladan yeni tarz üzere yapıldığı takdirde neme karşı da güvenli olacağının haber verildiği, bu itibarla; anılan plana göre Bâb-ı Âlî içerisinde uygun bir yere Hazîne-i Evrâk adıyla bir daire inşa edilmesi ve oda oda ayrılarak bir odasının dahiliye, diğerlerinin de divan ve hariciye işlerine ait evraka tahsis olunması, kâtiplerden uygun birinin Muhâfız-ı Evrâk1 tayin edilmesi, içerisine kütüphane benzeri bir özel yer yapılarak devletlerarası antlaşmaların belgeleri, nameler ve gerektiğinde başvuru kaynağı olmak üzere lüzumlu tarih ve coğrafya kitapları ile haritaların konulması, buranın inşa masrafl arının tahminen üç yüz elli, dört yüz keseye ulaşacağının anlaşıldığı, ancak böyle faydalı işler için bu miktarda bir meblağ esirgenemeyeceğinden, bu dairenin adı geçen Mimar marifetiyle ve Meclis’in gözetiminde inşasına başlanması ve belirtilen inşa masrafl arının da Maliye Hazinesi’nden ödenmesi için irade-i seniyye çıkarılması amacıyla durumun Padişah’a arz edilip onay istenmesi” hususları ifade edilmektedir. Bu mazbatanın, içinde bulunulan Zilkade ayının on dördüncü Çarşamba günü toplanan Meclis-i Umûmî’de okunması neticesinde; “gerçekten de bu gibi resmî ve muteber evrak ve senetlerin korunması için öyle bir mahallin inşasının gerekliliği çok açık olduğundan, masrafl arının pek fazla miktarda olmaması ve çağın gereği olan faydalı işlerden olması dikkate alınarak söz konusu mazbatada öngörüldüğü şekilde gereğinin yapılması” Meclis tarafından da uygun bulunmuştur. Bu sebeple bahse konu mazbata ve plan, yüce Padişah hazretleri tarafından da görülüp in-

celenmek üzere tarafınıza gönderilmiştir. Şayet Padişah hazretleri tarafından da uygun bulunur ise o şekilde gereğinin yerine getirilmesine başlanacaktır efendim.

17 Zilkade 1262

M.

Sadık kulunuz şunu arz eder ki:

Siz Sadrazam hazretlerinin yazısı, söz konusu mazbata ve plan ile birlikte Padişah hazretleri tarafından görülüp incelenmiştir. Gerçekten de yazınızda belirt iğiniz üzere, o gibi resmî ve muteber evrak ve senetlerin korunması için öyle bir yerin inşasının gerekliliği çok açıktır ve masrafl arı da çok fazla bir şey tutmamaktadır. Bu sebeple yüce Padişah hazretlerinin sayesinde onun çağın gereği olan faydalı eserlerinden sayılacak mahiyet e bulunan bu işin, aynen görüşülüp konuşulduğu ve onay istendiği şekilde anılan mazbatada belirtildiği üzere, gereğinin yerine getirilmesi Padişah hazretleri tarafından emir ve irade buyurulmuş, söz konusu mazbata ile plan yine siz Sadrazam hazretleri tarafına iade edilmiştir. Malumunuz olduğunda artık bu konuda emir ve ferman sizindir.

19 Zilkade 1262

İ.MSM, 25/658

4 Meclis-i Ahkâm-ı Adliye’nin yazısında Müstahfız-ı Evrâk diye geçmektedir.

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar