Kültür & iletişim
KANUN-İ ESASÎ: İLK ANAYASAMIZ
Kânun-ı Esasi “Temel Kanun” ya da Anayasa anlamındadır. Osmanlı Devleti’nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamid tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiştir. Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun kabul edildiği 20 Ocak 1921 tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yürürlüğe girdiği 24 Mayıs 1924 tarihi arasında ise kısmen yürürlükte kalmıştır.1
Mütercim Rüşdü Paşa, Midhat Paşa ve Hüse-
yin Avni Paşa önderliğinde bir grup yüksek rütbeli sivil ve asker 30 Mayıs’ta bir ihtilâlle Sultan Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine V. Murad’ı tahta çıkardı. Beş gün sonra meydana gelen Sultan Abdülaziz’in şüpheli ölümü işleri daha da karıştırdı. Öte yandan İstanbul’da yeni padişahın cülûs hatt-ı hümâyununda Kânun-ı Esasi’den bahsetmemesi Midhat Paşa’yı ve arkadaşlarını hayal kırıklığına uğrattığı gibi kısa sürede yaşadığı kanlı olaylar V. Murad’ın ruh sağlığını bozdu. V. Murad’a uygulanan tedaviler sonuç vermeyince Kânun-ı Esasi’yi ilân etmesi şartıyla 31 Ağustos’ta II. Abdülhamid tahta geçirildi.
Aralarında Ziya Paşa ve Nâmık Kemal gibi aydınların da bulunduğu Midhat Paşa başkanlığındaki komisyon 7 Ekim’de Kânun-ı Esasi’yi hazırlama çalışmalarına başladı. Çalışmalar devam ederken 19 Aralık 1876’da Midhat Paşa sa-
darete getirildi; 23 Aralık’ta, yani Tersane Konferansı’nın başladığı gün Meşrutiyet ilân edilerek Kânun-ı Esasi yürürlüğe konuldu. On iki başlık altında 119 maddeden oluşan Kânun-ı Esasi biri halkın temsilcilerinin seçeceği üyelerden meyda-
na gelen Meclis-i Mebûsan, diğeri padişahın tayin edeceği üyelerden meydana gelen Meclis-i Ayân olmak üzere iki meclisli bir parlamentoyu öngörüyordu. II. Abdülhamid henüz parlamento açılmadan 5 Şubat 1877’de Midhat Paşa’yı sürgüne gönderdi. Osmanlı Parlamentosu (Meclis-i Umûmî) 19 Mart 1877’de Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan törenle açıldı. Birinci faaliyet devresi 28 Haziran 1877’de sona eren Meclis-i Mebûsan’ın ikinci dönemi 13 Aralık 1877’de başladı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile iç ve dış sorunların gölgesinde çalışmalarını yürüten meclis bu ikinci devrede savaştaki hezimetin sorumlusu kabul ettiği padi-
Kanun-i Esasî
İlk anayasamız
1 wikipedia.org adresi içinde kisa.link/OU8I (6 Nisan 2021 tarihinde erişildi).
1876
şaha ve hükümete karşı daha sert bir üslûp kullandı. Neticede Kânun-ı Esasi’nin verdiği yetkiye dayanan II. Abdülhamid 13 Şubat 1878’de meclisi süresiz tatil etti; Meclis-i Ayân’ın üyeleri kaydıhayat şartıyla tayin edildikleri için parlamentonun feshinden sonra da sıfatlarını muhafaza ettiler.2
Kânun-ı Esasi’nin ilânı aslında Gülhane Hatt-ı Hümâyunu ve Islahat Fermanı ile belli ölçüde benzerlik gösterir. Gülhane’de okunan hatt-ı hümâyun büyük ölçüde Mısır meselesinde, Islahat Fermanı ise Kırım Savaşı’ndan sonra toplanan Paris Konferansı’nda Batılı devletlerin desteğini sağlama amacına yönelikti. Ancak Kânun-ı Esasi’nin ilânını bütünüyle dış sebeplere bağlamak mümkün değildir; bunda iç sebeplerin de rolü vardır. Bir anlamda Kânun-ı Esasi Tanzimat’la başlayan modernleşme sürecinin tabii bir devamıdır. Esa-
sen bu dönemin önemli bir muhalefet hareketi olan Genç Osmanlılar’da halkın yönetimde söz sahibi olması düşüncesi belli bir ağırlık kazanmıştı. Genç Osmanlılar’ın Midhat Paşa ile paralellikleri de daha çok bu noktada ortaya çıkmıştır.
Midhat Paşa, V. Murad’ın döneminde elli yedi maddelik bir anayasa taslağı hazırlatmıştı. II. Abdülhamid, Said Paşa’ya o güne kadar kabul edilmiş Fransız anayasalarını da Türkçe’ye çevirme görevini verdi. Bu çeviri ışığında ikinci bir taslak ortaya çıktı. Sonunda nihaî metni hazırlamak üzere Meclis-i Mahsûs adı altında Midhat Paşa’nın başkanlığında ulemâ, asker ve bürokratlardan oluşan bir komisyon kuruldu. Üye sayısı yirmi dörtle otuz yedi arasında değişen bu komisyon alt komisyonlar halinde çalışarak bir tasarı hazırladı. Bunu yaparken Batı anayasalarından
da faydalanıldı. Sonuçta hazırlanan tasarı Heyet-i Vükelâ’da görüşülerek kabul edildi ve padişahın onayına sunuldu.
Kanunun hazırlanmasında bir kurucu meclis veya halk temsilcilerinden oluşan bir yasama meclisi rol almış değildir. Bu bakımdan Kânun-ı Esasi’nin şeklî açıdan anayasa sayılmayacağını söyleyen hukukçular varsa da maddî hukuk açısından anayasa kabul edilmemesi için bir sebep yoktur. Anayasanın hazırlanmasında padişahın haklarını korumaya özen gösteren Cevdet Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa gibi muhafazakârlarla Midhat Paşa, Süleyman Paşa, Ziya Paşa ve Nâmık Kemal’in başını çektiği liberal-reformist grup mücadele etmiştir.
1876 anayasasının yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra Midhat Paşa istifaya zorlanmış, ar-
dından sürgüne gönderilmiştir. Meclis-i Umûmî iki dönem (19 Mart 1877-28 Haziran 1877 ve 13 Aralık 1877-14 Şubat 1878) çalışmış, daha sonra II. Meşrutiyet’e kadar tatil edilmiştir. Bu tatilde meclisin kozmopolit yapısının etkisi vardır. 65.
maddede her elli bin erkek için bir mebus seçileceği beyan edilmişse de fiiliyatta bu gerçekleşmemiştir. Meclisin ilk dönemi için Yahudilerden her 18.750 erkeğe bir milletvekilliği düşerken Hristiyanlardan her 107.550, Müslümanlardan her 133.367 erkeğe bir milletvekilliği düşmüştür. Farklılık bölgeler arasında da görülmüştür. Avrupa bölgesinde yaşayanlar için her 88.882 erkeğe bir milletvekilliği düşerken Asya bölgesinde yaşayanlardan her 162.148 erkeğe bir milletvekilliği düşmüştür.
Meclis-i Mebûsan’ın tatilinden sonra bir an-
2 Ali Akyıldız, “Tanzimat”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA).
KANUN-İ ESASÎ: İLK ANAYASAMIZ
lamda yürürlüğü durdurulan Kânun-ı Esasi II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine tekrar yürürlüğe girmiştir. İlânı takip eden yıllarda Kānûn-ı Esâsî yedi defa değişikliğe uğramıştır. Bunların içinde en köklü olanı 21 Ağustos 1909’da yapılanıdır. Getirilen en önemli yenilikler padişahın Meclis-i Umûmî’de anayasaya bağlılık yemini etmesi, hükümetin bundan böyle Meclis-i Mebûsan karşısında sorumlu olması ve güvenoyu alma mecburiyetinde bulunması, Heyet-i Mebûsan’ın birinci ve ikinci başkanlarını doğrudan kendisinin seçmesi, padişahın sahip olduğu hakları ancak Meclis-i Vükelâ aracılığıyla kullanabilme mecburiyetinin getirilmesi olarak sayılabilir.
Yeni düzenleme ile birlikte 1876 metninde padişaha tanınan yetkilerin bir kısmı kaldırılmış, böylece Osmanlı Devleti’ne daha meşrutiyetçi bir
yapı kazandırılmış ve esas itibariyle parlamenter hükümet modeli benimsenmiştir. Öte yandan 1876 anayasasının en çok tartışılan padişaha sürgün yetkisi veren 113. maddesi de yürürlükten kaldırılmıştır. Bu köklü değişikliği ikinci derecede
önemli olan 1914, 1915, 1916 (üç defa) ve 1918 değişiklikleri izlemiştir. 1876 yılında kabul edilen Kānûn-ı Esâsî Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar yürürlükte kalmıştır. Hatta 1924 Teşkîlât-ı Esâsiyye Kanunu’nun 104. maddesi dikkate alındığında bu yürürlük 1924’e kadar sürmüştür. Bu durumda söz konusu anayasa kırk sekiz yıl yürürlükte kalmış olmaktadır.3
Meşrutiyet kelimesi, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı siyasî literatüründe “anayasalı ve meclisli saltanat-hilâfet rejimi” karşılığında kullanılmıştır. Türkçe literatürde, Kâ-
nun-ı Esasi’nin ilân edildiği 23 Aralık 1876’dan Meclis-i Mebûsan’ın muvakkaten tatil edildiği 13 Şubat 1878 tarihine kadarki döneme I. Meşrutiyet, meclisin yeniden toplanmaya davet edildiği 23-24 Temmuz 1908’den 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’ne veya 20 Ocak 1921 tarihli Teşkîlât-ı Esâsiyye Kanunu’nun neşri ya da saltanatın ilga edildiği 1-2 Kasım 1922 tarihine kadarki döneme de II. Meşrutiyet denmektedir.
I. Meşrutiyet olarak adlandırılan dönemin 13 Şubat 1878 tarihinde Meclis-i Mebûsan’ın tatiliyle sona erdiği genel kabul gören bir husus olmakla birlikte Kânun-ı Esasi’nin devlet salnâmelerinde düzenli biçimde yayımlanması hukukî açıdan devletin bu dönemdeki rejimi hakkında tartışmaya sebep olmuştur. Meclisin toplantıya çağrılmamasının yanı sıra sultanın iradelerinde Kânun-ı
Esasi ile çelişen hükümlerin yer alması bu devirde meşrutî bir idareden söz edilmesini imkânsız kılmaktadır.
Meşrutî idare tarafarları 1878 sonrasında rejime yönelik muhalefete katılmışlardır. 1895’ten
itibaren hız kazanan Jön Türk hareketi esas olarak Kânun-ı Esasi’nin yeniden uygulamaya konmasını talep etmiş, Jön Türk hareketine destek veren ulemâ da meşrutî idarenin şeriata uygunluğunu savunmuştur. 1908 İhtilâli sırasında Müslümanları hedef alan İttihat ve Terakkî propagandasında meşrutî idare İslâmî bir çerçevede sunulmaya çalışılmıştır. 1909 tarihli Kânun-ı Esasi tadilatı, yasama-yürütme dengesinde birinci kurum lehine ciddi değişiklikler yaparak Avrupa monarşilerine benzer bir meşrutiyet rejimine geçişi sağlamıştır.
3 Mehmet Akif Aydın, “Kanun-ı Esasi”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA). 4 M. Şükrü Hanioğlu, “Meşrutiyet”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA).
OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ
Vezirim Midhat Paşa,
Devleti aliyyemizin bir zamanlardan beri güçten kuvvet en düşmesi dış sorunlardan ziyade içeride idare işlerinde doğru yoldan uzaklaşılmasından ve tebanın bağlı oldukları hükümetlerine güvenmelerini sağlayacak bağların zayıfl amakta olmasından kaynaklanmaktadır.
Pederim merhum Abdülmecid Han ıslahata başlangıç olarak herkesin can, mal, ırz ve namusunun devletin güvenliği altında bulunduğunu duyuran “Tanzimat Fermanı”nı ilan etmişti.
İşte bu güne kadar emniyet içinde yaşayabilmemiz ve bu güvene dayanarak özgürce ortaya konulan fi kir ve görüşlerin meyvesi olmak üzere bu gün Kanun-ı Esasi’yi (Anayasa) yürürlüğe koyup ilan edebilmemiz “Tanzimat”ın hayırlı eserleri sonucu olmakla merhum pederimin adını ve başarılarını şu mutlu günde özellikle dile getirip kendilerini “muhyi-i devlet” (devleti canlandıran) unvanıyla yâd ederim.
Tanzimat’ın ilan edildiği günler zamanımızın şartla-
Sultan II. Abdülhamid’in Anayasayı kabul ve tasdik etmesi
Bir komisyon tarafından hazırlanan ve Meclis-i Vükela tarafından da tasdik edilen ilk Anayasa (Kanun-ı Esasi)’nin Sultan II. Abdülhamid tarafından kabul ve tasdik edildiğine dair hatt-ı hümayun.
24 Aralık 1876
KANUN-İ ESASÎ: İLK ANAYASAMIZ
rına uygun olsaydı şimdi yayınladığımız Kanun-ı Esasi’yi merhum pederimin daha o vakitlerde yürürlüğe koyacağı şüphesizdir. Ancak cenabı hak halkımızın hoşnutluğuna yol açan böyle bir mutlu sonu saltanatım zamanına denk getirmiş olduğundan bu sonsuz kazançtan dolayı cenabı hakka büyük hamd ve teşekkürler ederim.
Devleti aliyyemizin iç işlerinde doğal olarak gerçekleşen değişimler ve dış ilişkilerde meydana gelen genişlemeler dolayısıyla hükümetin idare şeklinin yetersiz kaldığı çok açıktır. Bizim asıl maksadımız memleket ve halkımızın doğal zenginlik ve yeteneklerinden şimdiye kadar hakkıyla istifadeye engel olan nedenlerin ortadan kaldırılarak halkın her sınıfının kalkınma yolunda birlikte ve yardımlaşarak ilerlemeleri ülküsünden ibaret ir.
Bu gayeye ulaşmak için hükümetin sağlam ve muntazam bir temel üzerine oturtulması gerekir. Bu da hükümetin gücünün meşru ve kabul edilebilir olan haklarının muhafazasıyla gayri meşru hareketlerden; yani tek bir kişinin veya küçük bir grubun başına buyruk baskıcı yönetiminden kaynaklanacak yanlışlıklar ve suistimallerden arındırılması ile olur. Toplumumuzu oluşturan milletlerin çağdaş toplumsal bir yapıya layık olan hak ve menfaatlerden, hür iyet, adalet ve eşitlikten istisnasız istifade edebilmeleri bu ilkelerin yerine getirilmesi ve yerleştirilmesine bağlıdır. Bu ilkelerin muhtaç olduğu şey ise kanunlar ve kamu işlerinin istişare ve meşrutiyet esasına bağlanması olduğundan bir genel meclisin oluşturulması tahta çıkışımızı ilan eden hat -ı hümayunumuzda açıklanmıştı.
Bu konuda düzenlenmesi gereken Kanun-ı Esasi; vezirler, bilim insanları ile diğer devlet adamları ve memurlardan oluşan tayin edilmiş bir özel komisyonda müzakere edilerek hazırlanmış, Meclis-i Vükelamızca da etrafl ıca incelenerek tasdik olunmuştur.
İçerdiği maddeler; Osmanlı saltanat ve hilafetinin
haklarına, Osmanlıların hür iyet ve eşitliğine, vekiller ile memurların sorumluluk ve salahiyetlerine, genel meclisin haklarına ve kuvvetine, mahkemelerin tam bağımsızlığına, mali dengenin sağlanmasına, vilayet idarelerinde merkezi hukuku muhafazayla birlikte sorumlulukların genişletilmesi usulünün uygulanmasına dairdir.
Bunlar ise şeriatın hükümlerine, memleket ve halkın bu günkü ihtiyaçlarına mutabık, binaen aleyh en başta gelen emellerimizden olan genel bir kalkınma ve refah düşüncesine uygun bulunmakla hakkın yardımına ve peygamberin ruhaniyetine dayanarak bu Kanun-ı Esasi’yi kabul ve tasdik ile tarafınıza gönderdim.
Allah dilediği sürece Osmanlı ülkesinin her tarafında geçerli olmak üzere ilanıyla bu günden itibaren hükümlerinin yerine getirilmesine başlanması ve içeriğinde yazılı kanun ve nizamların bir an evvel tamamlanması hakkında hızlı ve etkili tedbirlere başvurmanız kesinlikle isteğimizdir. Cenabı hak memleket ve halkımızın saadetine çalışanların mesaisini boşa çıkarmasın.
BOA.Y.EE, 71/38
Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar

