1896 / Kültür & iletişim

Sinema: Osmanlıya en çabuk gelen batı icadı

Hareketli görüntülerin İstanbul’da yeni bir izleme deneyimi oluşturması.

Kitapta 3633689 dk. okuma
1896

Kültür & iletişim

SİNEMA

Adını Lumière Kardeşler’in icadı Sinematograf’tan alan sinema, geride bıraktığımız ve içinde bulunduğumuz, yüzyılın en etkili ve en popüler

kitle sanatı oldu. Ancak sinemanın teknolojik bir buluş olarak gerçekte kimin tarafından icat edildiği ise yıllar boyunca tartışıldı. Sinema, sadece bir kişinin çalışmasının sonucu değil, bu alanda çalışan kimselerin ortaya koydukları bilgi ve bu-

luşların yüzyıllar içerisindeki birikimlerinin bir sonucuydu. Dolayısıyla da sinema aygıtlarının gelişiminde kimin neyi icat ettiği tartışmalı ve karışık bir konudur. Ama şu muhakkak ki bir görüntünün perdeye aksettirilmesine son noktayı koyanlar Fransız Lumière Kardeşler oldu.

Uzun yıllardır süren çalışmalar 1888’de neredeyse sonuçlanmak üzereydi. Amerikalı ünlü mucit Thomas Alva Edison ve William K.L. Dickson’ın ortak çalışmaları, sinemanın ilk kamerası olan Kinetograf ile sonuçlandı. Ancak çekilen fi lmler halihazırda bir projeksiyon ile gösterile-

miyordu. Edison-Dickson’ın bu alandaki çalışmaları 1891’de Kinetoskop’u icat etmeleriyle sonuçlandı. Edison aynı yıl içinde kamera olarak Kinetograf’ın, izleme aygıtı olarak da Kinetoskop’un patentlerini aldı. İçine 15 metre fi lm alabilen bu aygıtta görüntü bir göz deliğinden (bakaç) sadece tek bir kişi tarafından izlenebiliyordu.

O güne dek gerçekleştirilen en gelişmiş sinematografi k izleme aygıtı olan Kinetoskop, dünya çapında bir başarı elde etti. Piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra Amerika’nın birçok şehrinde Kinetoskop’un yer aldığı izleme salonları açılmaya başlandı. Kinetoskop her ne kadar hareket yanılsaması sağlasa da bunu perdeye aksettiremiyordu. Dolayısıyla da bu izleme aygıtının bir yansıtma aygıtına dönüştürülmesi gerekiyordu. Bunu gerçekleştirenler ise Fransız Louis ve Auguste Lumière Kardeşler oldu.

Kardeşlerin altı ay süren çalışmaları 13 Şubat

Sinema Osmanlıya en çabuk gelen batı icadı

1896

1895’te Sinematograf adını verdikleri müthiş bir icat ile sonuçlandı. İcadın müthişliği kamera ve projeksiyonu birleştirmesinden kaynaklanıyordu. Dolayısıyla da hareketli görüntüler bakaç üzerinden değil yüzlerce kişi tarafından beyazperde üzerinde izlenebilecekti.

Lumière Kardeşler, icatlarını ilk kez 22 Mart 1895’te Paris’te sundular. Bu özel gösteri, kardeşlerin ilk filmi “İşçilerin Lumière Fabrikası’ndan Çıkışı” eşliğinde yapıldı. Tanıtım amaçlı bu gösteri, ilave edilen filmler eşliğinde, aynı yılın sonlarına kadar birçok bilim ve sanayi fuarında tekrar edildi. Bunların hepsi davetli uzmanlar için düzenlenmişti. Halka açık ilk sinematograf gösterimi ise 28 Aralık 1895’te yapıldı. Gösterime katılan 35 kişi sinemanın resmî başlangıcı olarak kabul edilen bu tarihi ana tanıklık ettiler. Gösterimin en çarpıcı filmleri kuşkusuz Bir Trenin Gara Gelişi ile Bahçıvanın Sulanışı idi. İlk filmde gara yaklaşan bir tren uzaktan görünüyor

ve tren sabitlenmiş kameraya yaklaştıkça çerçevede gitgide büyüyordu. Rivayete göre trenin perdeden üzerlerine doğru geleceğini sanan seyirciler korkularından çığlıklar atarak, koltukların altına saklanmışlar ve kimileri de salondan kaçmışlardı. Aynı tepki bir yıl sonra İstanbul’daki gösterimler sırasında da verilecekti.

Gösterimin duyulmasının ardından sinematografa olan ilgi her geçen gün katlanarak artmaya başladı. Geniş kitlelerin gazete ve ilan yoluyla bu icattan haberdar olmaları, bu ilgiyi adeta körükledi. Sinematograf gösterimlerinin sayısı bir iki hafa içerisinde günde 20’ye ulaştı. Gösterimi seyretmek isteyenler sokaklar boyunca sıra oluşturuyorlardı.1

Osmanlı topraklarına sinemanın ilk girişi hakkında, ilk filim gösterimlerine dair kısmî bilgiler bulunmakla birlikte, kesin bir tarih vermek güçtür. Ancak büyük bir olasılıkla 1896’nın sonları ile 1897’nin başlarında ilk kez Saray’da

Resim 1 Kinetograf

3 Ali Özuyar, Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi, (İstanbul: YKY yay. 2017), s. 13-20.

SİNEMA

bir filim gösterimi ile ülke sinemayla tanışmıştır. Fransız Bertrand, sinemayı Saray ile tanıştırmış, S. Weinberg ise halka açık ilk sinema gösterimini gerçekleştirmiştir. Türkler sinemayla erken tanışmış olmalarına rağmen, uzun bir süre tek bir şehri, İstanbul’u, etkilemiş ve ilgilendirmiş gözükmektedir. 1914’de sinema İstanbul’da daha çok Beyoğlu’nda yaygınlaşmış; ancak en azından İzmir ve Selanik’te de bilinen ve giderek sinema salonlarının ve izleyici kitlesinin artış gösterdiği bir sektör olmuştur. Türkler tarafından işletilen ilk sinema salonu, 19 Mart 1914’te Murat Bey ve Cevat (Boyer)’in açtıkları Milli Sinema’dır. Aynı yıl Kemal (Seden) ve Fuat (Uzkınay), önce Sirkeci’de Ali Efendi Sineması’nı, sonra da Demirkapı’da Kemal Bey Sineması’nı açmışlardır. Sinema salonları ve gösterimlerinin

sayıları gittikçe artmakta ise de, henüz bir Türk sinemasının varlığından söz etmek mümkün gözükmemektedir. Çünkü sinema sektörünün büyük bir çoğunluğu azınlıkların ya da yabancı uyrukluların elindedir. Söz konusu dönemde

Pathé, Goumont ve Ciné Théatrale d’Orient gibi şirketler sektöre hâkimdir.

Dünyada, propaganda yapmakta, sinemanın gücünün anlaşılması ile 1915 yılı başlarında Fransız Ordusu’nda kurulan sinema dairesi, diğer ülkeler tarafından örnek alınmış ve askerî sinema faaliyetleri başlamıştır. Türk sinemacılığının başlamasına yönelik ilk adımlardan birisi, Enver Paşa’nın Almanya’ya gerçekleştirdiği bir gezi olmuştur. Alman Ordusundaki Sinema Dairesi’ni gören ve çekilen askerî filmleri izleyen Enver Paşa, benzer bir yapının Osmanlı Ordusu

bünyesinde de kurulması emrini verecek ve böylelikle 1915 yılı ortalarında Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulacaktır. Dairenin başına da o güne kadar ülkedeki sinemacılık faaliyetlerinde ön plana çıkan S. Weinberg getirilecek, Fuat (Uzkınay)’da yardımcılığına atanacaktır.2

Yeni bir kitle iletişim aracı olarak beliren si-

nema, Dünya’da olduğu gibi Osmanlı’da da başlangıçta seyyardır. Gezici sinemacılar değişik mekânları dolaşarak gösterim faaliyeti yürütür. Dünya’da yerleşik salonların ortaya çıkışı 1895’ten yaklaşık 10 yıl sonra başlamış olmakla birlikte, seyyar gösterim daimî salonlardan sonra da varlığını sürdürmüştür.

Sessiz dönem sinemasında filmin ne hakkında olduğunu, olay örgüsünü seyircinin anlayabilmesi için film şeritleri üzerinde ara-yazılar kullanılır. Sinemayı Batı ve özellikle de Kıta Avrupası üzerinden keşfedip deneyimleyen, yerli film üre-

Resim 2 Lumiere Kardeşlerin ilk filminde trenin gara

giriş sahnesi

2 Sardar Sarısır, “Türk Sinema Tarihinde Önemli Bir Girişim: İlk Osmanlı Sinema ve Tiyatro Şirketi”, OTAM, 44, (2018): 255-277.

timi bulunmayan Osmanlı’da yurtdışından gelen filmler yabancı dillerde ve çoğunlukla da Fransızca ara-yazılıdır. Bu duruma yönelik tepki gelişecek ve sinema filmlerinin Türkçe ara-yazı da içermesi talebiyle 1913’ün Kasım ayından itibaren protesto eylemleri ortaya çıkacaktır.

Türkçe ara-yazı protestolarının ortaya çıkıp şiddetlendiği günlerde henüz Türklere ait sinema salonu yoktur. Beyoğlu’nda öbekleşen İstanbul salonlarının sahipleri/işletmecileri gayrimüslim Osmanlılar (bilhassa Rumlar) ile yabancılardır. Türkçe ara-yazı eylemleri de aslında bir yönüyle bu ticari işletmelere yönelik bir tepki olarak gelişmiştir.

1914’te Türkler tarafından açılan ve işletilen salonların sayısı, sinema filmi göstermek üzere revize edilen tiyatro salonlarıyla birlikte

neredeyse 10’u bulur. Üstelik bu rakama sadece altı ay (Şubat-Temmuz) içinde ulaşılmıştır. Bir kısmı resmî ve yarı resmî nitelikte olmakla birlikte, diğerleri boykotun mantığına uygun şekilde özel teşebbüs mahsulüdür. Resmî veri-

lere göre 1913’te İstanbul’daki sinema sayısının 25 olduğu, bunların 14’ünün Beyoğlu’nda bulunduğu düşünüldüğünde, yaklaşık altı ayda ulaşılan bu rakam oldukça yüksek sayılabilir. İstanbul’da yayımlanmakta olan Rumca Proodos gazetesine göre (Aralık 1912-Ocak 1913’te) her akşam seanslardan en az yarım saat önce sinemalar resmen kuşatılmaktadır. Akın akın filmlere gelen kalabalık nedeniyle oturacak yer bulunamamaktadır.3

İlk sinemalar yalnız erkeklere mahsustu. Sonra kadınlar matinesi yapılmaya başlandı. Daha

sonra salonlar kapıdan ekrana doğru dikey bir perde veya tahta paravanla ikiye bölünerek bir tarafa erkekler, diğer tarafa kadınlar alındı. Askeri Müze Sineması’ndaki uygulama ön tarafa erkekler, arka tarafa kadınlar, arada parmaklık şeklinde idi. İlk filmler hem Sessiz hem yazısızdı. Seyirci yalnız hareketleri görmekle yetiniyordu. Konulu filmlerin yapımı başlayınca bunların anlaşılmasına yardımcı olmak üzere ara yazıları kondu, Tabii bunlar çok kısa ve özet halinde olduğu için anlatım biraz zayıf oluyordu. Sesli film çıkınca bu mahzur ortadan kalktı.4 Tamamı sözlü ilk film, 1929 da çevrilmiş olan “Nevyork ışıkları” idi. Amerikalı film yapımcılarını sözlü film yapmakta tereddüde götüren nokta teknik olmaktan çok ekonomikti, dış pazarları kaybetme korkusuydu. Çünkü Fransa’da “Fransızca

konuşan film isteriz!” protestoları yükseliyordu. Londra’da İngilizcenin Amerikan şivesiyle konuşulduğu duyulunca halk tepki göstermişti.5

Millî Müdafaa Cemiyeti de çeşitli belge ve kurmaca filmleri çekmiş ve devlete bağlı “ilk

yapım kurumu” olarak farklı film projelerini desteklemiştir. Çeşitli savaş cephelerinde çekilen belge filmleri (Balkan Savaşları, Çanakkale Cephesi, Galiçya Cephesi gibi), askerî malzeme ve cephanelerin sevkini görüntüleyen filmler, savaş esirlerinin görüntüleri ve yurdun işgaline karsı düzenlenen protesto eylemlerinin filmleri aracılığıyla toplumda vatanseverlik ve millî birlik duyguları oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu dönemde Millî Müdafaa Cemiyeti tarafından çekilen cephe filmlerinden bazıları şunlardır: Anafartalar Muharebesi’nde İtilaf Ordularının

3 İsmail Arda Odabaşı, “Osmanlı’da Sinema Yayıncılığı ve Bilinen İlk Türkçe Sinema Gazetesi: Türk Sineması”, Journal of Universal Histor Studies (JUHIS) 2 (2019): 317–350. 4 Mustafa Gökmen, Başlangıçtan 1950’ye Kadar Türk

Sinema Tarihi, (İstanbul: 1989), s. 13-18. 5 Zahir Güvemli, Sinema Tarihi, (İstanbul: Varlık Yay, 1960), s.111.

SİNEMA

Püskürtülmesi (1915), Çanakkale Muharebeleri (1916) ve Alman İmparatoru’nun Çanakkale Ziyareti (1917).

Osmanlıda ilk yerli belge filmleri daha geç bir tarihte çekilmiştir ve ne yazık ki bu filmlerin pek azı günümüze ulaşmıştır. Bilinen ilk örnek ise, Makedon asıllı Osmanlı vatandaşlarından, Janaki ve Milton Manaki’nin 1908’de çektiği, iki dakika uzunluğundaki “Türkler’in Hürriyet Üzerine Konuşmaları” adlı filmidir. Yine aynı yıl, Genç Türk Devrimi’nin Balkanlar’daki etkisini yansıtan farklı filmler çekilmiştir. Manaki Kardeşlerin, Sultan Mehmet Reşat’ın 1911 yılında iki kez ziyaret ettiği Manastır ve Selanik’te çekilmiş farklı görüntüleri de bulunmaktadır.

1909 senesinde Sigmund Weinberg’in, Osmanlı Meclisi’nin açılısını aktaran İstanbul’da Seçimler ve Meclisin Açılısı adlı filmi ve yine Weinberg’in İstanbul Sinema Edison’da 22 Nisan 1913’te gösterime giren, Konstantinopolis Av Kulübü günümüze ulaşmayan sessiz dönem belge filmlerindendir. Ayrıca Weinberg MMC için, Fuat Uzkınay’ın görüntü yönetmenliğiyle, çeşitli cephelerde belge filmleri çekmiş ve 1916’da Himmet Ağa’nın İzdivacı’nı yönetmeye başlamışken, Birinci Dünya Savası sonrasında ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Film, Uzkınay tarafından 1918’de tamamlanmıştır.

Bilinen bir başka yapım ise 1914 yılına rastlamaktadır, Fuat Uzkınay’ın görüntülediği belge filmi olan Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı. Bu film İstanbul’da Yeşilköy’de (eski adıyla Ayastefanos), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savası sonrasında Ruslar tarafından zafer sem-

bolü olarak inşa edilen abidenin yıkılışını kaydetmiştir. Günümüze ulaşmayan ve sinema tarihine “ilk Türk filmi” olarak kazınan bu film konusunda tartışmalı bir durum söz konusudur. Bir kısım araştırmacılar “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı”nın çekilmediğini iddia etmektedir. Bazı yazarlar ise, filmin yandığını veya kaybolduğunu savunmaktadırlar. Yukarıda bahsedilen filmler ve belge niteliğindeki çeşitli cephe filmleri dışında, Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin desteklediği kurmaca filmlerden bahsedilebilir. Bu alandaki ilk film Sedat Simavi’nin Pençe’sidir (1917). Film, Mehmet Rauf’un aynı adlı eserinden uyarlanmıştır. Malulîn-i Guzâta Muavenet Heyeti Sinema Film Fabrikası’nın ilk filmi ise, Ahmet Fehim’in yönettiği Mürebbiye’dir (1919).6

6 Özde Çeliktemel-Thomen, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Sinema ve Propaganda (1908-1922)”, Kurgu, Online International Journal of Communication Studies, 2, (2010): 1-17.

OSMANLI’DA İNOVASYON GİRİŞİMLERİ

Sinematoğraf adı verilen alet için gerekli lambaya izin verilmesi

Canlıların hareketli halini gösteren sinematoğraf adlı aletin çalışması için gerekli elektrik lambasının yurtdışından getirilmesinde herhangi bir sakınca görülmediği.

10 Eylül 1896

Bab-ı Ali Daire-i Sadaret-i Uzma

Mektubi Kalemi

Adet: 1067

Tezkire Suretidir

Fransa Devleti tebasından Mösyö Jamin’in insan ve hayvanların hareketini gösteren sinematoğraf adlı alete gerekli olan elektrik lambasının getirilmesi için Padişahımızın iznini almak istediğine dair Fransa Sefaretinden gelen yazının suretinin gönderildiğini belirtir Dışişleri Bakanlığının ve anılan elektrik lambasının hiç bir mahzuru olmadığına dair Telgraf ve Posta Bakanlığının tezkireleri ekleriyle arz ve takdim kılınmıştır. Bu konuda Padişahımız her ne derse gereği yapılacaktır efendim.

10 Eylül 1896 Sadrazam

Rıfat

Padişah Olurunun Suretidir

Padişahımız tarafından görülen bu Sadaret tezkiresi üzerine gereğinin yapılması şeklinde Padişahımızın oluru çıkmış olmakla bu konuda ne yapılacaksa yetki sizdedir.

20 Eylül 1896 Saray Başkatibi

Tahsin

Aslına uygundur

(mühür)

Suretleri yukarıda yazılı tezkire ve çıkan padişah oluru gereğince icabına bakılması Rusumat Emanetine bildirilmiş olmakla Dışişlerince de gereğinin yapılması.

26 Eylül 1896

HR.TH, 181/79

Kaynak: Türklerde İnovasyon — Buluş ve Arayışlar